Dinlenmeye, uyumaya ihtiyacım vardı. Gerinerek yastığımı kucakladım ve göğsümdeki kuyunun başına dikilmiş, kalbimi izleyen kız
çocuğunun elinden tuttum.
Kalbimizi izledik.
Sonra anladık ki,
Kalp kırıldıkça azalmaz,
Kırıldıkça çoğalırdı.
Bir aynayı parçaladığınızda yansımanızı yok edemezdiniz, kendinizi bölerdiniz.
Kalp de bu şekildeydi. Kırıldığında azaldığını, bittiğini düşünürdük ama kırıldıkça çoğalır, etrafa dağılırdı. Sonra herkes kendi payına düşeni incitmeye devam ederdi. Sanki kalbimiz;kırıldıkça, daha çok incitilmek için insanlara bölüştürdüğümüz ekmek gibiydi. Ne kadar kırılırsa o kadar insana pay düşüyor
du. Sizin kalp kırıklığınız insanların ekmeğiydi.Göğsümüzün başında dikilerek kalbimizi izlediğimiz o kız çocuğunun elinin elimden kayışını hissettiğimde, derin uykumdan uyanmış ama gözlerimi açmamıştım.
"Kafanın içinde bir delik açmak istiyorum!"
"Yok, kalsın.” Biraz alayla, biraz kederle gülümsedi. “Kalbimdeki kâfi."
Kalbi gözlerinde attı,
Yüreğinden vurulmuş bir kuş gibi.
"Duman, eğer kalbindeki deliğe yama olmamı istiyorsan
beni senden uzaklaştırma. Böyle yapmaya devam edersen seni
görmeyi bile istemeyeceğim."
Konuşman lazım,
Kelimeler ağzında ama konuşamıyorsun.
Dudaklarında bir şey var.
Dikişler.
Dikmişler mi?
Onları söküp atmak, bağırmak mı istiyorsun?
Elin dudaklarına gidiyor,
Dikişlerini sökmek istiyor.
Dönüp de bir aynaya bakmıyorsun...
Seni susturan şey, dikişler değil, ağzına örttüğün elinmiş...
Görmüyorsun.
Kimse seni susturmuyor, sen susuyorsun.
Çünkü kalbini o kadar kırdılar ki,
Konuştukların yüzünden öldürülmektense, susarak kendini
öldürmeyi tercih ediyorsun.
Kimsenin cinayeti olmuyorsun,
kendi intiharını gerçekleştiriyorsun.
"Kalbin seni bana getirmiş," dedi ansızın. Sesini oradan duydum ama yara
içeriden kaşındı. "Kalp bazen insanın pusulasıdır, yönünü belirler, evini gösterir. Söylesene, burada, yanımda olmanın başka açıklaması var mı?"
"Kalbin seni evine getirdi," dedi, saç diplerimi okşarken. "Kalbin seni evine getirdi."