“Belki yaşadığın hiçbir acı, o zaman yaşadığın acının
üstüne çıkamadığı için ağlayamıyorsundur," dediğinde, sesi
gözlerinin rengindeydi. Ölümden bahsediyordu. "Acı eşiğin
yükseldiği için anlık acılara tepki veremiyorsundur."
"Hiçbir şey o zaman yaşadığım acının üstüne çıkamaz
Duman.
"Aşk tek soluktur,” dedim rahatsız edici bir ifadesizlikle.
"Ben o soluğu çok önceden çektim.”
Ciğerime zift gibi yapıştı,
Asıl zehir bu.
"Benim yokluğumda olduğunu düşünü yorum Mahşer.”
"Senin yokluğun," diye tekrarladım kısıkça.
Yokluğunda döndüğüm aynalar, bana seni sordular. "Evet, oldu. Eve çıkart
tim, durumu iyi."
Kendi kendine mırıldandı ama az buçuk duymuştum. "Bu
dünyada artık yapacak iyi bir şeylerim kalmadı."
Duman, sen... Düştüğüm çukur musun, atladığım çukur musun? Ya da aslında nesin? Kimsin? Kimin neyisin? Aslında problem bu değil. Birilerinin bir şeyisin ama şimdi, sen ölme diye nefeslerini sayan bu kızın hiçbir şeyisin.
Hiçbir şey.
Neyse ki her şey olup ayrı ayrı yazılmaktansa hiçbir şey olup beraber yazılıyoruz.
Ona, sayısını unuttuğum kere sigara yakıyordum. Çakmağın sesini tutuşan
sigara takip etti.
Duman... Duman aslında sen...
Yarım kalanım, yanıma yara kalanımsın.
"Seni susturmayı beceremediğim için konuşuyor değilsin, ben konuşmanı sevdiğim için konuşuyorsun. İstediğimde seninle başa çıkarım ama senin, bana karşı bile olsa yenilmiş olmanı istemiyorum. Çünkü sana sadece zaferi yakıştırıyorum...” Bir tutam saçımı hırsla ittirdi kulağımın arkasına doğru. "Ateşin etrafında dönüyorsam yanmayı da göze almışımdır, aklından çıkarma.”
Bana denizler güzelse batmanın bir lütuf olduğunu söylerdi ama benim ne kadar çirkin bir deniz olduğumu nasıl göremiyordu? Burada batsa, cesedi kıyıya bile vurmazdı ki. O, batmak için yanlış deniz seçmişti. Burnumu burnuna sürttüğümde, kalbinin sesi arabanın içini doldurdu. "Beni mi kıskaniyorsun Duman?"
Saçımı okşadı. "Saçına değen rüzgârdan bile."
"Neden!" Gözlerim kalbine indi. Zaten gözlerinde de gör
düğüm şey kalbiydi. Tekrarladım. "Neden Duman? Oyun arkadaşını mı kaybetmek istemiyorsun?"
"Neden..." Elini saçlarımdan çekti ve havada duran elimi
yakalayarak elini elimle birlikte kalbine indirdi. Seri, tutarsız kalp atışları bir kuş gibi çırpındı avucumda. Ah, bu kuşu vurmuşlardı. Kanıyordu. Kanı avucumdaydı. Elimi sertçe bastırdı göğüs kafesinin üstüne. “Aptalın biri denizde boğulduğun da suç hiç denizin olur mu Mahşer? Aptalın biriymiş derler, yüzmeseymiş derler, üzülürler, ah vah ederler..." Cümlesini bitirmeye kelimeleri yetse de nefesi yetmedi. Soluk soluğa kalmıştı. "Kimse bunun, denizin işlediği bir cinayet olduğunu düşünmez."
"Denizler cinayet işlemezler."