Kirpiklerinin arasındaki sisli gezegenleri gözlerime
dikiyorsun, gözlerinin uçurumun dahi diline dolanan iki
mısralık şiir olduğunu düşünüyorum. Oysa gözlerin bir şiir,
ilk satırında tıkar nefesleri.
Saçlarının bir rüzgârda uçuşarak parmaklarımdan
geçiştiğini düşünüyorum.
Oysa ellerimin bileklerimden koparıldığını unutuyorum.
Acı da faniydi ama sonsuzmuş gibi hissettiriyordu.
Geçeceğini bildiğin acıya veya yarayaüzülmek biz insanların yaptığın en aptalca şeylerden biriydi. Benim için evrenin kuralı alışkanlıktı. Her şey alışkanlıkla başlardı ve kimi zaman sonra alıştığın o şeyin yokluğuna da alışmak mecburiyetinde
kalıyordun. Acıyı istemediğimizi söylüyorduk ama ona dahi alışıyorduk.
“Sen kimsin ki, bana sarılacaksın?”
Biçimli kaşı yavaşça hareketlenerek kalktı, aramızdaki iki
soluk kadar olan mesafeyi bir soluğa indirdi ve yukarıdan bana
baktı. “Kim olmamı istiyorsan o olacağım.”
Kalkan kaşlarımı indirirken delici gözlerle doğrudan ona
bakmaya devam ettim. “Sağlam bir bünyeye sahibim. Üşüsem
bile bunu sorun etmiyorum, benimle ilgilenme.”
Komik bir şey söylemişim gibi güldü. “Soluğun soluğuma
çarpıyor. Soluğun soluğuma çarpmaya devam edecek, hem de
uzun bir süre. Elbet birbirimizle ilgileneceğiz.”