Su

Su
@_Nymph_
Bırak gitsin. Bırak git. Yeniden doğuyorum. Küllerimden değil; maviliğimden yeniden doğuyorum.
Bilgisayar
Üniversite
1 Şubat 2005
63 okur puanı
Nisan 2021 tarihinde katıldı
"Benzinlikte seni bulduğum an geldi aklıma. Kollarını boynuma sardığın an. Ben de sana başka bir çarem yokmuş gibi sarıldım. Başka bir çarem yoktu." Güldü, gülünce omuzları hafifçe kalkmıştı. "Ben sana sarıldım, sen nefes aldın. Benim sonsuzluğumda can bulmuş gibi. Yavaşça sakinleştin. Kollarımın arasında tamamen çözüldüğünde ve sıcaklığını bedenimin her yerinde hissettiğimde, başka çarem yoktu. Sana sarılmaktan başka çarem yoktu." "Benim senden başka çarem yoktu, Aşeka." . O kadar kaybolmuş gözüküyorduk ki... O kadar kendimizden uzak, o kadar birbirimize yakındık ki! Canım sızlaya sızlaya gözlerimi ondan ayırmadım. Yeniden bana döndüğünde ayağa kalkıp tam önümde aynı hizaya gelebilmemiz için eğildi. "Sana ya ben zarar verecektim ya diğer herkes. Evet," dedi kaşlarını alnında kırıştırarak. "Ben yine senin canını yakmaktan çekinmem; bana güvenme ama başka kimsenin de sana zarar vermesine izin vermem; buna güven." "Sen kurtardın," dedim aniden, bir yükten kurtulmak istercesine. "Ölmedi dediğin için değil, günün sonunda her zaman benim için orada olacağına inandığım için açtım gözlerimi. Her zaman orada olup benim icin her seyi yanacağına inanıyorum artık" Gülümsedim. Elimi yanağına bastırdım, "Hayatım boyunca çok fazla insanı sevdim ben ama ilk kez birisine inanıyorum, Yargıcı." Başını yere eğerek gülümsedi. "Bak orada son derece dürüsttüm. Ben daima seni seçeceğim, Efnan. Hatırla, sen benim perdeleri aralamamı sağlıyordun ve artık o perdeleri sonuna dek açtım." Kendinden emin gülümsemesi büyüdü, gamzesi sol yanağında çiçek açtı. "Yanıldığın bir şey daha var, ikimiz arasındaki köprüleri yaktığını söylemiştin; o yaktığın köprüler ikimiz arasında olan her şeyi aydınlattı. Senin ateşin, benim perdelerimi yaktı; karanlığımı aydınlattı ve ben sana baştan aşağı âşığım."
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Korkuyorum," diye itiraf ettim her şeyin sonunda. "Kumral, ben çok korkuyorum." "Sonum olacaksın gece saçlı kız, benim sonum olacaksın." "Beni ne zaman bu kadar iyi tanıdın?" diye sordum başımı göğsüne yaslayıp. "Beni kurtardın." Meraklı gözlerimi ona doğru çevirdim. Dudaklarında muzip bir gülümseme kıvrıldı. "Ne demek istiyorsun?" diye sordu. Üzerindeki tişörtün desenleriyle oynarken ben de elimde olmadan gülümsedim. "Her zaman merak ederdim," dedim dudaklarımı yalayıp. "Neden Kumral sadece günün sonunda orada oluyor? Neden her şey başlamadan önce engel olmuyor ya da neden her zaman yanımda değil de günün sonunda yanımda." Ellerimi kucağıma düşürüp derin bir nefes aldım. "Günün sonunda benimlesin çünkü sen, her gün batımında benim o mezarlığa döneceğimi bilen tek kişisin." Yavaşça nefes verdim. "İstediğim kadar dağıtayım ortalığı, en uç noktaya kadar uzanayım, kendi sınırlarımı aşayım. Sen günün sonunda, asıl dağılanın ben olacağımı bilerek oradasın. Toplamak için hep oradasın, Kumral." Elim alnında görünmez daireler çizerek kemikli yüzünde dolaştı. Elmacık kemiklerinden çenesine doğru kayarken gözlerimi kısarak, yavaş bir nefes daha verdim. "Ne Amelya olabiliyordum ne Maya kalabiliyordum." İnanamaz gibi kıkırdadım. "En başından beri ne yapacağımı biliyordun... Beni kurtarmak için öldürmen gerektiğini biliyordun." Sakinleşmiş gözlerim bu defa pencereden dışarıya baktı. Gökyüzünün hiç görünmediği kadar sakin olmasını kendi bakışlarıma yordum. Ben nasıl bakarsam, nereden bakarsam gökyüzü öyle bir yerdi; dünya öyle bir yer. "Hatta o kelimeleri bile bu yüzden söyledin değil mi? Bana âşık olduğunu bu yüzden söyledin? Amelya'yla savaşmamı istiyorsun, kendimi kaybetmememi istiyorsun. Beni kendine benzetmek istiyorsun; cennetle cehennemi karıştırmak." "Ben bencil bir
Doğduğum o karanlık gecede bir ağıt çalınmış, belki de kıyametin sûru üflenmişti insanlığın kulağına ve mavi gözlü bir adam çizilmişti, dünyaya açılmış göz kapaklarıma. Bakmaya kıyamamış, ondan başka herkese kör olmuş, o gittikten sonra bir daha yolumu bulamamış ve tamamen kaybolmuştum. Kaybolduğum o yolun sonunda, nefreti, sevgisiyle iyileştiren bir adam tarafından tekrar tekrar bulunmuştum. Hayatıma iki adamın imzası atılmıştı; biri her defasında öldürdükçe beni, diğeri kalbimin üzerine dokunarak hayata döndürmüştü. Yeniden yaşamak için ölmeye ihtiyacımız vardı. Öldürmeye belki de. Bazen birilerini, bazen içimizde bir şeyleri... Kazanmak için feda etmemiz lazımdı. Nefes almak için önce en derin sulara atlamamız, önce boğulmamız. Canımızın yanması gerekiyordu. Kül olabilmek uğruna yanmamız. Küllerimizden doğmamız için yok olmamız. Yeniden biri olabilmek için uğruna yaşayacak bir sebep bulmamız.
"Sana âşık oldum." Ellerim omzunda asılı kaldı, o belimi daha kuvvetli sıktı. Konuştuğu dili bilmiyormuş gibi sersemleyerek duraksadım. Bir an için afalladım ve kelimeleri uydurduğuma neredeyse emin oldum. Tekrar söyledi. "Sana âşık oldum, ma petite." Ayağa kalkarken tüm gücümle onu da beraberimde sürükledim. Söyleyecek bir kelimem yoktu. Bu yükler artık omuzlarımdan düşecekmiş gibi hissediyorum. Bırakıyorum kendimi. Bırakıyorum her şeyi. Tamamen düşsünler diye bekliyorum. Her defasında bana daha sıkı tutunduklarını görüyorum. "Kendine vurduğun zinciri kır artık," dedi. "Ruhun gitgide paslanıyor." Sesimi çıkarmadan yürümeye devam ettim. Islanmış kıyafetlerin ağırlığıyla ilerlerken omzunun altında ona destek olmakta zorlanmaya başladım. Bedensel zayıflıktan ziyade ruhsal bir çöküştü bu. Ona destek olamıyordum, ona yardım edemiyordum, onu sevemiyordum, ona sadece zarar veriyordum. "Korkuyorsun," diye fısıldadı yalpalarken. İçimde zapt ettiğim o yabani korkunun kapısının kırıldığını o an fark ettim ve soluklanmak için duraksadım. "Hayatım beni, gölgelerin arasına sürüklemiş," diye başladım beyaz arabaya doğru giderken. "Kapana kısılmış durumdayım." Derin bir nefes alarak duraksadım ve yüzüne bakmak için başımı kaldırdım. Hemen oradaydı, gözümü kırpsam kirpiklerim onun elmacık kemiklerine dokunurdu ama nefesimi tuttum ve durdum. Destek almak ister gibi elini etrafımda dolaştırıp bir şey hatırlatmak için parmaklarını cebime soktu. "Bununla savaşacak gücün olduğunu biliyorum," dedi. "Ama önünde sonunda sende gördüğüm bu yangının söneceğini de biliyorum. Geriye rüzgârın benden alıp götürdüğü küller kalsın istemiyorum, Maya." Sabır dilenir gibi gözlerini kapattı. "Bırak artık en başında yapmamız gerekeni yapalım. O trene binelim ve geri dönmeyelim." Sağ elimi yavaşça yüzüne
"Bir şehrin saçlarında dolaştın mı hiç?" diye sordum. O an, orada öylece yatarken daha önce hiç olmadığım kadar Amelya olduğumu biliyordum. İlk defa şeytana uymamın ya da onunla savaşmamın bir önemi kalmamıştı. Gösteri artık tamamen benimdi, şeytan belki en ön koltukta bir seyirci... "Şehirler kadınların saçlarına çok benzer. Kırıklar, enkazlar, yaşlar, coşkular... Bir kadının saçlarında bazen tüm bir şehrin karanlığı yatar." Sıkışan ciğerimde havanın yayılması için hafifçe doğrularak öksürdüm. "Kesip atamazsın, üzerini boyayamazsın, yıkayınca kurtulamazsın." Elimle karanlık boşlukta daireler çizerken yıldızların ucunu birleştirmeye çalıştım. "Diplere doğru kazdıkça başını kaldırırsın; kendi mezarının sahibesi olup boylu boyunca uzanırsın. En komiği de kurtulmak için öyle hızla kazarsın ki bir çıkış umut ettiğin o kuyu, artık içinden çıkamayacağın kadar derin bir mezar olur." "Bir yazar olmalıymışsın," dedi elindeki kitapları havada sallayarak.