"Benzinlikte seni bulduğum an geldi aklıma. Kollarını boynuma sardığın an. Ben de sana başka bir çarem yokmuş gibi sarıldım. Başka bir çarem yoktu." Güldü, gülünce omuzları hafifçe kalkmıştı. "Ben sana sarıldım, sen nefes aldın. Benim sonsuzluğumda can bulmuş gibi. Yavaşça sakinleştin. Kollarımın arasında tamamen çözüldüğünde ve sıcaklığını bedenimin her yerinde hissettiğimde, başka çarem yoktu. Sana sarılmaktan başka çarem yoktu."
"Benim senden başka çarem yoktu, Aşeka." . O kadar kaybolmuş gözüküyorduk ki... O kadar kendimizden uzak, o kadar birbirimize yakındık ki! Canım sızlaya sızlaya gözlerimi ondan ayırmadım.
Yeniden bana döndüğünde ayağa kalkıp tam önümde aynı hizaya gelebilmemiz için eğildi. "Sana ya ben zarar verecektim ya diğer herkes. Evet," dedi kaşlarını alnında kırıştırarak. "Ben yine senin canını yakmaktan çekinmem; bana güvenme ama başka kimsenin de sana zarar vermesine izin vermem; buna güven."
"Sen kurtardın," dedim aniden, bir yükten kurtulmak istercesine. "Ölmedi dediğin için değil, günün sonunda her zaman benim için orada olacağına inandığım için açtım gözlerimi. Her zaman orada olup benim icin her seyi yanacağına inanıyorum artık" Gülümsedim. Elimi yanağına bastırdım, "Hayatım boyunca çok fazla insanı sevdim ben ama ilk kez birisine inanıyorum, Yargıcı."
Başını yere eğerek gülümsedi. "Bak orada son derece dürüsttüm. Ben daima seni seçeceğim, Efnan. Hatırla, sen benim perdeleri aralamamı sağlıyordun ve artık o perdeleri sonuna dek açtım." Kendinden emin gülümsemesi büyüdü, gamzesi sol yanağında çiçek açtı.
"Yanıldığın bir şey daha var, ikimiz arasındaki köprüleri yaktığını söylemiştin; o yaktığın köprüler ikimiz arasında olan her şeyi aydınlattı. Senin ateşin, benim perdelerimi yaktı; karanlığımı aydınlattı ve ben sana baştan aşağı âşığım."