"Bu konuda bana yardım edebileceğini sanmıyorum." Gözlerimi durmadan yol alan trenin geride bıraktığı raylara çevirdim. Orada ölen onlarca duyguyu içime çekip başımı ona doğru çevirdim. "Kimse yardım edemez. Bu benim savaşım, benim yolum. Eşlik etmek isteseniz de bu koltuk tek kişilik." Ama bir otobüs dolusu yalnızlık...
"Neyle savaştığını bilmezsem sana yardım edemem." Omuzlarımdan tutup beni kendine doğru çekti. İkimizin de eli kolu bağlıydı. Birbirimize yardım edemediğimiz bir düğümün, iki ucundaydık, koştukça daha da çok karıştığı kördüğümün.
"Ben ondan daha güçlüyüm," diye fısıldadım kanıtlamak ister gibi. "Onların sahip olamadığı şeyler var bende." Kendimi geriye doğru çektim. Çenem gerilmişti. "Ben yalnız değilim," dedim kararlılıkla. Fetih benimleydi. Pars benimleydi. Pamir benimleydi. Annemin sevgisi, Doruk'un sahiplenişi benimleydi. Öfkeye gerek yoktu, korkmalıydım belki ama geriye kaçmaya gerek yoktu.
"Ben duygusuz da değilim. Esila gibi kendi kafamın içinde kaybolmayacağım. Ya da diğerleri neden kendi sonunu getirdiyse..." Kocaman açtığım gözlerimle ona güvence vermek istedim.
"Bu şekilde ölmeyeceğim ben Kumral, onların bana dayattığı bir ölüm şekliyle değil! Öldürülmeyeceğim. Hayatımı, benim için kiralanmış başıboş bir kurşundan kacarak yasamayacağım " Saclarımdan akan yağmur suları sıcacık hissetmemi sağlamıştı. Orada ilk defa Fetih Yargıcı'nın, Kumral'ın bana; acıyarak, üzülerek, severek, şefkatle ya da koruma güdüsüyle değil de gurur duyarak baktığını gördüm.
"Kaçmayacaksın, ma petite." Hafifçe kıvrıldı dudakları. Yüzü aydınlanmıştı. "Gerekirse senin için o kurşunun önüne atlayacağımızı biliyorsun ama asla sana dokunmasına izin vermeyeceğiz."
"Bir kurşunla da savaşamayacaksak, peh!" Pars'ın ne kadar süredir orada olduğunu bilmiyordum. Muhtemelen hemen