Teker teker çıktılar odadan. Sanki beni yalnız bırakmak için değil, beni benimle bırakmak için... Camdaki görüntüde şeytani yansımamla göz göze geldim.
Hiçbir şeye ihtiyaçları yok artık değil mi, beni mahvetmek için bir ayna tutmaları yeterli.
Artık biliyordum, bedelini ödemediğim bir gülümseme dahi kalmamıştı elimde. Ödemeye devam ettim. Gecenin bir yarısı uyanıp karşısına dikildiğim aynaların yansımasında her defasında yalnızca kendi hayatıma sapladığım bıçağın izini, bir çocuğun vicdanını yitirmiş katilinin kirli gözyaşlarını izlemiştim. Çocukları öldürenlerin hiçbir masum yanı kalmıyordu, bunu da o gece öğrenmiştim.
Bir an için düşündüm; gerçekten mezarlarını kendi tırnaklarımla kazıp kendi ellerimle toprak atsam kanlarından temizleyebilir miydim? Cevabı biliyordum. Ellerimi kana bulamamıştım, döktüğüm her damla kanın içinde boğulmuş ve o cehennem kapılarından ağlayarak giren küçük kız çocuğu gibi şeytanı alt ederek,kanların içinden bir iblis olarak doğmuştum.
Yaktığım köprülerin aydınlattığı karanlık gökyüzü, içime doğan tafta gibi bütün benliğimi ateşe sermiş, üzerinde çıplak ayaklarımla yürürken herkesle birlikte önce kendimi küle çevirmiştim. Görme yetisini kaybetmiş ve tüm insanların zihninden silinmiş bir soyutluğun dibinde çırpınıyordum. Zihnim uçsuz bucaksız bir karanlığa hapsolmuş, ellerimin yokladığı duvarlar teker teker üzerime yığılmıştı. Seslendiğim herkes kulağını kapamış, düşe kalka karşısına dikildiğim herkes yolunu değiştirmeye başlamıştı.