Su

Su
@_Nymph_
Bırak gitsin. Bırak git. Yeniden doğuyorum. Küllerimden değil; maviliğimden yeniden doğuyorum.
Bilgisayar
Üniversite
1 Şubat 2005
63 okur puanı
Nisan 2021 tarihinde katıldı
"Korkunu hissetmek midemin bulanmasına neden oluyor," dedi. Çenemin altındaki tutuşuna, diğer elini yüzümün üzerine örterek destek verdi. "Korkacak neyin kaldı ki Aşeka?" Yutkundum. Ölüme çeyrek kala bir yerlerde dolaşıp hiçbir yere varamıyordum. "Öğreneceğin hiçbir şey seni daha fazla üzemez. İçinde çektiğin o acı, sonsuzluğun ötesini temsil ediyor. Bunu gözlerinde görebiliyorum. Daha fazlası olmayacak." Bakışları sözlerinin kefili olmak isteyen bir anlayışla mühürlendi. Ancak ilk defa ona inanmıyordum. Başka ne olabileceğini bilmiyordum ama acının şiddeti bunun bir son değil henüz başlangıç olduğunu tasdikliyordu; kendi sonumun başlangıcı.
Reklam
Kendimi tamamlanmamış, henüz bitmemiş, yarım bırakılmış bir hikâyenin son cümlesi gibi hissediyordum. Hayal kırıklığına uğratan, şaşkınlık verici, yetersiz ve beklentilerin altında. Kendimi hırsla duvara fırlatılan o kitabın son cümlesi kadar berbat hissediyordum. Kendimi, ansızın aldığı bir haberin ortasında, sayfanın kenarı kıvrılmadan kapatılan bir roman gibi pespaye ve sakat bırakılmış hissediyordum. Birisi en heyecanlı yerimde atmıştı kenara. Birisi sararmış kâğıttan sayfalarımı koparmış, eksik bırakmış, hayatımdan birkaç ömür birlikte çalmıştı. Ama bir kitaptan bir sayfa çaldığında, bin bir insandan bin bir farklı ömür çaldığını bilmiyorlar mıydı?
Tren garına giderken adımlarımız, bir hayaletin eşlik edebileceği kadar sessiz ancak hızlıydı. Bu peronlardan oldum olası hoşlanmamıştım. Çocukluğumun kara birer lekesi gibi hissettirirdi bana. Sürekli birilerinin gittiğini... Mezarlıkları daha çok severdim garlardan. Mezarlıklar sizden birini aldığı zaman orada duruyordu, orada olduğu gibi saklıyordu kimsesizliğin ağırlığını. Bu kalabalıklar sizden birini aldığında, asla aynı kişi olarak geri vermiyordu. Bir kere uğurladığınız birini, bin kere kaybetmise dönüyordunuz. Bana kabullenmekle ilgili şeyler söylediler. Unutmakla ilgili... Devam etmekle ilgili sözler zırvaladılar kulaklarıma. Kimse hissettiklerimden bahsetmedi. Hissettiklerime bir değer biçmeye kalktılar ama asla anlamak için bir şey yapmadılar. Ben de bu noktada vazgeçtim insanlardan hatta belki insan olmaktan.
"Maya'ya istediğini sandığınız sevgiyi sunsaydım, kaybolurdu. O sevilmek istemedi, bırakılmamak istedi. Ben onu hiçbir zaman bırakmadım. Bıraktığımı sandığı zamanlarda bile. Onu canlı tutan tek şey bana olan bağlılığıydı. Evet," dedi doğrularak. Bir an için dik durma ihtiyacı hissetmişti. "Ben de bana âşık olduğunu sanıyordum. Öyle olmadığını fark ettiğimde hem kurtulmuş hissettim hem de kocaman bir boşluk. Kocaman bir işe yaramazlık... O ne kadar Doruk Ilgaz'ı sevmeyi kendine bir amaç edindiyse bu zaman zarfında ben de Maya Efnan tarafından sevilen adama dönüştüm. O kadar yavaş, o kadar küçük parçalarla sızmıştı ki bu duygu üzerime, o artık beni sevmeyene kadar fark etmedim bile. Maya Efnan olmadan ben kimdim ki?" Acıyla gülümsedi. Sözcüklerin ağzından bu kadar kolay çıkması onu tedirgin etse de devam etti. İşte şimdi gerçek bir içkiye ihtiyacı vardı, bir kerede insanı mest edenlerden birine. "Ona o sevgiyi verseydim o da aynı boşluğa sürüklenecekti," dedi bir iş adamı otoriterliğinde. "Maya karanlığa doğdu. Onu cennette olduğuna ikna eden bir annenin rahminden... Annesi, ruhunun üzerini kapatmak isterken öldü, inkâr etti kızının ait olduğu cehennem topraklarını. Cennette yanmak için çırpınan bir melek gibi onu canlı tutacak bir acıya ihtiyacı vardı." Derin bir nefes aldı. Sırlarını paylaşmaktan memnun değildi. Bu sırrın onunla toprağa gitmesi gerekirdi ancak Maya Efnan'a yapacağı son şey, geri alamayacağı bir bencillik olmayacaktı. "Cennetten ateşe kanat çırpan o kızın kanatlarını kırmaktan başka çarem yoktu." Çünkü o ölümün beden bulduğu bir adamın kanını taşıdı. Doğmaması gereken bir günah tohumundan başkası değildi. Soyunu kurutmak istedikleri ölümün masumiyetle birleştiği ilk çocuk, dünyayı ateşe verecek bir cellat olacaktı. "Kanadını kopardığında bile sana
Zamanın hızı azami derecede yavaşlarken ben, henüz nereden başlamam gerektiğini bile bilmiyordum. Bir vurgun yemiş gibi silahımı herkesin alnına doğrultsam ve bir katliama imzamı atsam, cehennemde benim gibi bir günahkâr için yeterince derin bir çukur var mıdır, diye merak ettim. "O gece orada ruhunu gömdün kendi içinde, değil mi?" Islak toprağın üzerinde hayalet adımlarla yaklaşmasına rağmen varlığını, daha görüş alanıma girmeden hissetmiştim. "Belki de..." dedim. "İçime gömdüm." Çünkü orası, yalnızca ölümün kol gezdiği köhne bir mezarlıkmış gibi hissetmeyi durduramıyorum. "Ve ölülere kaçtın," diye fısıldadı. "Biraz olsun canlı hissedebilmek için." Beni her defasında bozguna uğratan bir dürüstlüğü vardı ancak benim, yaşamaktan muaf olduğum bir hayattı bu. Mezarlığa kaçtım çünkü beni seven herkesi, bu toprağın altına yatırdım.
Reklam