"Maya'ya istediğini sandığınız sevgiyi sunsaydım, kaybolurdu. O sevilmek istemedi, bırakılmamak istedi. Ben onu hiçbir zaman bırakmadım. Bıraktığımı sandığı zamanlarda bile. Onu canlı tutan tek şey bana olan bağlılığıydı. Evet," dedi doğrularak. Bir an için dik durma ihtiyacı hissetmişti. "Ben de bana âşık olduğunu sanıyordum. Öyle olmadığını fark ettiğimde hem kurtulmuş hissettim hem de kocaman bir boşluk. Kocaman bir işe yaramazlık... O ne kadar Doruk Ilgaz'ı sevmeyi kendine bir amaç edindiyse bu zaman zarfında ben de Maya Efnan tarafından sevilen adama dönüştüm. O kadar yavaş, o kadar küçük parçalarla sızmıştı ki bu duygu üzerime, o artık beni sevmeyene kadar fark etmedim bile. Maya Efnan olmadan ben kimdim ki?" Acıyla gülümsedi. Sözcüklerin ağzından bu kadar kolay çıkması onu tedirgin etse de devam etti. İşte şimdi gerçek bir içkiye ihtiyacı vardı, bir kerede insanı mest edenlerden birine.
"Ona o sevgiyi verseydim o da aynı boşluğa sürüklenecekti," dedi bir iş adamı otoriterliğinde. "Maya karanlığa doğdu. Onu cennette olduğuna ikna eden bir annenin rahminden... Annesi, ruhunun üzerini kapatmak isterken öldü, inkâr etti kızının ait olduğu cehennem topraklarını. Cennette yanmak için çırpınan bir melek gibi onu canlı tutacak bir acıya ihtiyacı vardı." Derin bir nefes aldı. Sırlarını paylaşmaktan memnun değildi. Bu sırrın onunla toprağa gitmesi gerekirdi ancak Maya Efnan'a yapacağı son şey, geri alamayacağı bir bencillik olmayacaktı.
"Cennetten ateşe kanat çırpan o kızın kanatlarını kırmaktan başka çarem yoktu." Çünkü o ölümün beden bulduğu bir adamın kanını taşıdı. Doğmaması gereken bir günah tohumundan başkası değildi. Soyunu kurutmak istedikleri ölümün masumiyetle birleştiği ilk çocuk, dünyayı ateşe verecek bir cellat olacaktı.
"Kanadını kopardığında bile sana