Su

Su
@_Nymph_
Bırak gitsin. Bırak git. Yeniden doğuyorum. Küllerimden değil; maviliğimden yeniden doğuyorum.
Bilgisayar
Üniversite
1 Şubat 2005
63 okur puanı
Nisan 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Rüzgâr, var gücüyle üzerime doğru eserken saçlarım, bütün pisliğimi suratıma çarpmak ister gibi gözlerimin önüne akarken ben, nereye olduğunu umursamadan koştum. Bu defa korkunç sondan kurtarmak istedim kendimi, bu defa durmayacaktım, bu defa onun cansız bedenini bulmayacaktım, gerekirse nefessiz kalana kadar, aklımı yitirene kadar koşacaktım ama bir daha sona ulaşmayacaktım. Ve tam o anda öğrenmiştim. Ayağımdaki çizmelerin iplerine basıp yüzüstü toprak yola savrulurken, bir kez daha, gecenin ortasında yuvarlanırken kendimden çok uzaklara, mutlu son diye bir şey olmadığını kabullenmiştim; eğer bir yerde son varsa, orada iyi olan bir şey yoktu. Tarih kitaplarının sararmış sayfalarından sökülen sözcükler, zihnimin ucube köşelerinde can buldu. Savaşmanın, aslında çoktan kaybetmek olduğunu öğrenmiştim. En çok bir savaşı kazandığın zaman kaybediyordun çünkü insan, son raddeye gelene kadar elini kana bulamıyordu. İnsan, yeterince kayıp vermeden bir savaş başlatmıyordu. Çünkü asıl, kaybedecek bir şey kalmadığında savaş başlıyordu. Aslında kazanacak bir şey kalmıyordu, artık kaybedecek bir şeyin olmadığı için canını da ortaya koyup başlatıyordun o muharebeyi. Ellerimin arasındaki toprak, akan kan, şu an hissettiğim acı kada keskin ve gerçekti. Bu, benim ruhumun kendi içinde bastıramadığı çığlığın dışavurumuydu. Çığlık kan kokuyordu, ruhum kan kusuyordu. Bu, ruhumun kendi kafasına sıktığı kurşunun önüne geçilemez ihanetinin ayak sesleriydi. Bak, diyordu bir aynanın karşısında kıvrılmış küçük bir kız. Bütün dünyayı o aynaya sığdırıp bütün dünyayı karşısına almıştı. İşte şimdi kendi sonunu da getirdin. Hâlâ pes etmek yok mu? İçimde kükreyen o ses, çıplak dizlerinin sızlamasını yok sayarak bir kez daha direndi; önce dizlerinden sonra da kanayan avuç içlerini bastırdığı topraktan
Reklam
"Bana yaptığının da bundan bir farkı yok, biliyorsun değil mi?" Sessizce hiçbir tepki vermeden buz gibi bir katılıkla izlemeyi sürdürdü. "Her defasında rüzgâra karşı bana kalkan oluyorsun, herkesten koruyorsun beni çünkü kendin yakmak istiyorsun. Yakıyorsun da içine çekiyorsun beni, sonra tek nefeste üfleyerek dağıtıyorsun. Yavaş yavaş tüketiyor, en sonunda koruduğun o rüzgâra terk ediyorsun." "Ve sen de her defasında küllerinden doğuyorsun." Sesinde en ufak bir tereddüt yoktu. Ona dik dik baktım. Başımı takatsizlikle iki yana salladım. "İstediğin kadar akıt zehrini, bu hâlini biliyorum. Bu," dedi kaşlarıyla beni işaret ederek. Sesi kendinden emindi. Bakışlarımı boşluğa doğru çevirip yüzümü astım. "Kendinden nefret ettiğin hâlin, herkesten çok kendine yenildiğin hâlin ve şu an, o yenilgiden de ayağa kalkıyorsun." Sesi duygusuz ve buz gibi çıkıyordu. Yüzündeki sert ifadeye tekrar baktım. "Kendine karşı kazandığın her savaş, başkalarının geri dönüşü olmaz yenilgisi oluyor." Nefes almak ister gibi duraksadı. Gergin ve resmîydi. "İntikam istedin Aşeka," dedi. "Onu alacağız." "Ama ne var biliyor musun?" diye sordum. "Onun bana öğrettiği bir şey var. Çıkmaz sokaklara da girsem yolun sonundaki o duvarları yıkar, uçurumlara köprü kurar yine de bir yolunu bulurum. Onun için her şeyi yaparım ve bunu herkesin anlaması gerekiyor." "Biliyorum," dedi gözlerini üzerimden ayırmadan. Bana hastalıklı biriymişim gibi değil de hayatta ilk defa bir şeyler yapabileceğime inanır gibi bakıyordu. Ama bu beni daha yaralı hissettiriyordu.
"Benim ona yardımım dokunmaz. Hiçbir zaman dokunmadı şimdi de dokunmaz." Sesi bir mırıldanmayı andırır gibi kasvetli bir hâl aldı. "Onun acısını anlıyorum, onun acısını en iyi ben anlıyorum ama onun yaşadığı acının bana ne yaptığına bak! O acı beni insanlıktan çıkardı, çocuklarımın hayatını kararttı, bir sürü insanın ölümüne neden oldu. Ben ona yardım edemem." Ve bir kez de ölümü sahiplenen öz babam tetiği çekti. "Ona kimse yardım edemez. Onun acıları dikiş tutmaz, o acının emaresi; ta kendisi. " Ona kimse yardım edemez. O acının kendisi.
Başını dik tut Maya, derdi her defasında. Hayatın yükleri, seni de o toprağın altına çekmek isteyecek. Omuzlarını dikleştir Amelya, düşerken bile omuzlarını dik tut. Karşı koyamasan da geciktirirsin düşüşleri.
"Ve senin, Maya hakkında bilmediğin daha onlarca şey var." Fetih Yargıcı sustu. Maya'nın ruhunu biliyordu ama bilmediği ve karşısında duran herifin bildiği binlerce şey daha vardı. Bir an için bu durum onu rahatsız etti. Sanki Maya Efnan eski basım bir kitap gibiydi; Doruk Ilgaz'ın ezberlediği, Fetih Yargıcı'nın duvara yazılmış sözler kadar öğrenebildiği. Derin bir nefes daha aldı Fetih. Ne çok ihtiyaç duyar olmuştu... Başını salladı, yüzünde donuk bir ifade vardı. "Bu işte birlikteyiz," diye onayladı.
Reklam