Su

Su
@_Nymph_
Bırak gitsin. Bırak git. Yeniden doğuyorum. Küllerimden değil; maviliğimden yeniden doğuyorum.
Bilgisayar
Üniversite
1 Şubat 2005
63 okur puanı
Nisan 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
"Maya, ben hayatımızın çoğunda sana bunu yaptım ve sen, hiçbir koşulda benden vazgeçmedin," dedi. "İkimizin arasındaki o şeyin kırılması için bir hayırdan fazlası gerekiyor. Bunu, en iyi sen biliyorsun." Söyledikleri, sakinleştirici bir ilaç gibi çabucak etki etmişti üzerimde. Sözlerindeki doğruluk, sözlerindeki gerçek, bir tufan gibi üzerime vurmuş ve beni altında evirip çevirmişti. Döngü sonunda tersine mi dönmüştü, bilmiyordum. Kaldırdım kafamı ve hayatımın sonsuz çıkmazının eşsiz maviliğine doğru gülümsedim. Kaldır başını Maya, bak insanlar hâlâ her yerde. Maya, kaldır başını, bak hayat hâlâ kaldığın yerde. "Oradan döndükten sonra farklı gözüküyordun," diye itiraf etti. Yüzünde, zor anlaşılır bir ifade vardı. Olumlu bir ifadesi vardı ama yine de kontrollü seçmişti kelimeleri. "Farklıydım çünkü onun, zayıflığa tahammülü yoktu. Bana değer veriyordu ama beni yeterli görmüyordu. Kendi için kullandığını düşünüyorsunuz beni, biliyorum." Sözlerim beni de bir şekilde kendime getiriyor gibiydi. "Ama öyle olmadı. O daha çok, benim için bana saldıran biri. Sürekli sızlanmamdan ve birilerine sığınmamdan nefret ediyor. İçimdeki cevheri çıkarmak için uğraşması gerekti." Yeniden güldüm.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Kraliçe bile olsa, o bir kadın." "Tıpkı bir Medusa gibi," dedi Armoni durduğu yerden. "Bakan herkesi taşa çeviriyor sanki. Hayatına girdiği herkesi zehirliyor." Derin bir soluk verdim. Söyledikleri yüzümü asmama neden olmuştu. "Benim için de uygun bir sıfat." "Sen insanları taşa çevirmiyorsun, Maya," dedi Doruk oturduğu yerden sakin bir şekilde. "Kalbindeki taşları çözüyorsun. İnan bana." Karşı koyamadığımı bildiğim çarpık gülümsemesiyle göz kırptı.
Doğru ve yanlışın, birbirine sıkı sıkı kenetlendiği bir ipin üzerinde yürüyordum. Doğru sandığım onlarca şeyin, aslında hiç de masum olmadığı; kötülerin de daima iyi sebeplerinin olduğu, bir araf düğümünün ilmeklerine sıkışmıştım. Düşüncelerim, kanlı canlı bir silüetin içinde pençesini, göğüs kafesimden içeriye batırırken acı dolu bir çığlık atmak istemiş ama sessizliğin hoyrat gölgesinde dinlenmeyi tercih etmiştim. Ruhumun kayıp kırıntıları, kulaklarıma anlamadığım dilde fısıldıyordu. Uğultular, bozuk bir radyo frekansından gelir gibi tiz ve rahatsız ediciydi. Yüzümü buruşturarak, ellerimi kulaklarıma bastırmak istedim. Canımı yakan kuvvetli bir şey vardı ama elle tutulur tek bir belirtisi yoktu.
Ne kadar daha üzerime gelecekti hayat... Ki buna hayat bile denmezdi. Ölümün her türlüsü, katlandığım bu hayattan daha iyiydi şüphesiz. Orada öylece dururken bu hayata, yalnızca acı çekmek için gelmiş olabileceğim düşüncesiyle derin bir boğuşmanın içine düştüm. Bu kadar aptal veya gurursuz muydum sahiden yoksa ilk defa içgüdülerimin sesi, bu kadar yakından mı geliyordu? Hâlâ bir cep telefonum yoktu. Eve dönüş yolunu bilmiyordum. Eve gitmek isteyip istemediğimi de bilmiyordum. Tek bildiğim, orada öylece durmak ve hiçbir şey yapmak istemediğimdi. Kollarımı bedenime dolarken havanın mı soğuk olduğunu yoksa benim, artık kanımın çekilecek yerinin mi kalmadığını düşünmemeye çalıştım. Parmaklarım yeniden, delik deşik edilmiş tenimin üzerinde dolaştığında sessizce, durduğum yerde hıçkırmaya başladım. İlk defa bulunmak istemediğimi anladım. Tüm bunlara daha fazla katlanmak, bunlarla başa çıkmak istemiyordum.
"Buraya, bu şekilde giremezsiniz," diye ayaklandı birileri. Öfkeliydim. Kızgındım. Acı, damarlarımdaki kanla buluşmuş ve çıkmak için can atan canavarı uykusundan uyandırmıştı. Acının bana yaptığı şeyi iyi biliyordum, onlarsa bilmeden canımı acıtmaya devam ediyordu. O ve kahrolası gözleri... O ve sürekli çığlık çığlığa bağıran ama sesini, kimselere duyuramayan sözleri... O ve benim körelmiş inancım... O ve artık beni şaşırtmayan güç arzusu... O ve beş para etmeyen o duruyordu. Fetih Yargıcı çıkmaz bir sokak, benim kıyısından döndüğüm uçurumun kendisiydi.