"Maya, ben hayatımızın çoğunda sana bunu yaptım ve sen, hiçbir koşulda benden vazgeçmedin," dedi.
"İkimizin arasındaki o şeyin kırılması için bir hayırdan fazlası gerekiyor. Bunu, en iyi sen biliyorsun." Söyledikleri, sakinleştirici bir ilaç gibi çabucak etki etmişti üzerimde. Sözlerindeki doğruluk, sözlerindeki gerçek, bir tufan gibi üzerime vurmuş ve beni altında evirip çevirmişti. Döngü sonunda tersine mi dönmüştü, bilmiyordum.
Kaldırdım kafamı ve hayatımın sonsuz çıkmazının eşsiz maviliğine doğru gülümsedim.
Kaldır başını Maya, bak insanlar hâlâ her yerde.
Maya, kaldır başını, bak hayat hâlâ kaldığın yerde.
"Oradan döndükten sonra farklı gözüküyordun," diye itiraf etti. Yüzünde, zor anlaşılır bir ifade vardı. Olumlu bir ifadesi vardı ama yine de kontrollü seçmişti kelimeleri.
"Farklıydım çünkü onun, zayıflığa tahammülü yoktu. Bana değer veriyordu ama beni yeterli görmüyordu. Kendi için kullandığını düşünüyorsunuz beni, biliyorum." Sözlerim beni de bir şekilde kendime getiriyor gibiydi. "Ama öyle olmadı. O daha çok, benim için bana saldıran biri. Sürekli sızlanmamdan ve birilerine sığınmamdan nefret ediyor. İçimdeki cevheri çıkarmak için uğraşması gerekti." Yeniden güldüm.