"Sana hiçbir zaman güvenmemeliydim," diye fısıldadım yüzüne bakmadan. Zaman kendini, sonsuz bir mücadelenin kısır döngüsüne hapsetmişti. Zamanın haritasını kaybettiğim yolda durmaksızın ilerlerken oranın, kurumuş dallarla çevrili bir orman olduğunu anlamam uzun sürmedi.
"Senin bir ruhun yok. Senin bir kalbin bile yok. Senin bir karakterin yok. Biliyor musun, sana bu söylediklerin yüzünden kılıf uydurmayacağım bu defa." Gözlerimi gözlerine sabitledim. "Sen beni bu kadar iyi tanıdığın için yaktın canımı. Nasıl yakacağını bildiğin için." Kendimi toparlamaya çalışarak doğrulduğum yerde, ruhumun enkazını bırakmıştım.
"Sana cennetten kovulduğunu söylerken ciddiydim. Bunu son kez sorduğumu söylediğim kadar ciddiydim." Dişlerim, bana o sözleri söyletmemek uğruna bedenimle savaşırken, kendime attığım kazığı, "Sen ve ben diye bir şey kalmadı," diye en derine batırdım.
"Başka bir şans yok, başka bir dünya yok. Fetih Yargıcı'yı mı oynamak istiyorsun? Öyleyse Amelya Efnan'la oynayacaksın."
Çenemi ona doğru kaldırdım. "Senin aksine, oynamak onun tarzı değildir. Böyle ucuz oyunlar onun tarzı değildir."
Bakışlarındaki gerginlik gözle görülebilecek kadar parlaktı. Gülümsedim.
"Endişelenme," dedim kısık bir sesle. "Başka bir intikam planı yok. Ben seni affediyorum, Yargıcı. Bak, senin de sonun bu olacak."