İhtiyacım olanın bu olup olmadığını bilmiyordum ama ruhuma kazınmış tüm o izlerin temizlenmesine daha fazla acı sebep olacaksa, içimden bir ses, kendi bileklerimi kesmeye razı olacağımı fısıldıyordu. Ruhumda dikiş tutmaz kesiklerin yol açtığı ölümcül yaralar vardı, kanattıkça kanattığım.
Bu defa gerçek anlamda ayak izi olmayan o yoldan gidiyordum. Seçimlerimin daima beni uçurum kıyısına sürüklediğini bile bile, yine o ilk adımı atıyordum. Bu defa ne uçurumun kıyısına kadar gidecektim ne de dönecektim o uçurumun kıyısından. Bu defa, tek bir seçenek vardı; ya öleceklerdi uğruma ya ölecektim bu uğurda. Bu defa, başka bir çıkış kapısı yoktu. Bu defa, ayağımın değmediği sulara gözlerim kapalı dalıyordum.
İçeriye ağır aksak ama büyük bir meydan okumayla giren kız kesinlikle hiçbirinin tanıdığı kız değildi. Bunu, onunla yeterince zaman geçirmiş herkes yalnızca gözlerine bakarak dahi anlayabilirdi. Orada, durduğu masaya doğru yaklaşan kız, kesinlikle onun tanıdığı kız değildi. Artık değildi.
Saçları büyük dalgalar halinde ensesine kadar iniyordu. Gece saçlı kız, saçlarından ve gecesinin üzerine doğan güneşten vazgeçmişti. Elindeki kadeh, parmaklarının arasından kayacakmış gibi hissedip yıllar sonra ilk defa destek alma arzusu duydu adam. Üzerine doğru gelmesine rağmen bir kez bile gözlerine bakmamıştı kız. Fetih Yargıcı'nın, hasret kalmış gibi kendi gözleriyle buluşmasını beklediği o zifiri gözler, yalnızca babasını selamlıyordu.