Su

Su
@_Nymph_
Bırak gitsin. Bırak git. Yeniden doğuyorum. Küllerimden değil; maviliğimden yeniden doğuyorum.
"Ağırlıklardan kurtuldum, daha hızlı ilerleyebilmek için rüzgârı arkama aldım." Saçlarımda o kumral renklerden eser kalmamıştı. Buruk tarafımı yok sayıp yaptığımın doğruluğuyla başımı dikleştirdim. Kimseye gülümsemek istemiyordum ve gülümsemedim de. Burada, belki baştan aşağı Maya Efnan değildim ama ruhunu giyindiğim Amelya Efnan'da benim oldukça büyük bir parçamdı ve onun hakkını vermeye kararlıydım. "Bir yerde okumuştum." Gözlerim, karanlık gecede etrafı tararken duyduğum sesle birlikte bütün bedenim ürpermişti. Bir kez daha kelimeler zihnime eziyet ederken kendi kanımda zehirlendiğimi hissettim. "Önemli olan rüzgârı arkana alıp ilerlemek değil, rüzgâra karşı ilerlemektir." Avucunun içindeki kadehi masanın üzerine bırakışını duydum, hevesli olmayan adımlarla ona doğru döndüm.
Reklam
Orada öyle duruyordum. İçim gidiyordu yine ona doğru ama hiçbir şey yapmadan duruyordum. Bu defa değildi. Bu defa bir dokunuşun, manalı bir bakışın, içten bir gülüşün, parmak uçlarımda uzanışımın, belimdeki boşluğun, tenimin arzuladığı soğuğun... Bu defa deli gibi duyduğum ihtiyacın bile anlamı yoktu. Herkes kendi günahının bedelini bir şekilde ama mutlaka ödeyecekti. Benim girdiğim günahın ortağı, bu defa yakasını kurtaramayacaktı. Her defasında daha derine düşüyormuşum, daha çok karanlığa batıyormuşum gibi hissetsem de biliyordum; her defasında daha kolay, hatta bunun da ötesinde daha güçlü kalkıyordum ayağa. Karanlığa bile gözlerim daha çabuk alışıyordu da bir şu geride bırakmalara dayanamıyordu kusurlu kalbim. Bir kez daha onu geride bırakırken içim içimi yiyor, ben değil canımdan can gidiyordu sanki. Gözyaşları bu defa içime doğru akarken sahibi olduğumu düşündüğüm hayatla, arama aşılmaz bir uçurum girmişti. Tepeden tırnağa yabancı hissediyordum, herkesin tanıdığı bir yabancı.
"Hasta la victoria siempre!" dedi Maya Efnan herkesin duyabileceği şekilde. Gülen tüm yüzler asılmış, korku herkesin kalbinde can atmıştı. Zarfın üzerine Maya Efnan'ın el yazısıyla yazılan birkaç kelime basit ama derinlere gizliydi. "Daima, zafere kadar!"
İhtiyacım olanın bu olup olmadığını bilmiyordum ama ruhuma kazınmış tüm o izlerin temizlenmesine daha fazla acı sebep olacaksa, içimden bir ses, kendi bileklerimi kesmeye razı olacağımı fısıldıyordu. Ruhumda dikiş tutmaz kesiklerin yol açtığı ölümcül yaralar vardı, kanattıkça kanattığım. Bu defa gerçek anlamda ayak izi olmayan o yoldan gidiyordum. Seçimlerimin daima beni uçurum kıyısına sürüklediğini bile bile, yine o ilk adımı atıyordum. Bu defa ne uçurumun kıyısına kadar gidecektim ne de dönecektim o uçurumun kıyısından. Bu defa, tek bir seçenek vardı; ya öleceklerdi uğruma ya ölecektim bu uğurda. Bu defa, başka bir çıkış kapısı yoktu. Bu defa, ayağımın değmediği sulara gözlerim kapalı dalıyordum. İçeriye ağır aksak ama büyük bir meydan okumayla giren kız kesinlikle hiçbirinin tanıdığı kız değildi. Bunu, onunla yeterince zaman geçirmiş herkes yalnızca gözlerine bakarak dahi anlayabilirdi. Orada, durduğu masaya doğru yaklaşan kız, kesinlikle onun tanıdığı kız değildi. Artık değildi. Saçları büyük dalgalar halinde ensesine kadar iniyordu. Gece saçlı kız, saçlarından ve gecesinin üzerine doğan güneşten vazgeçmişti. Elindeki kadeh, parmaklarının arasından kayacakmış gibi hissedip yıllar sonra ilk defa destek alma arzusu duydu adam. Üzerine doğru gelmesine rağmen bir kez bile gözlerine bakmamıştı kız. Fetih Yargıcı'nın, hasret kalmış gibi kendi gözleriyle buluşmasını beklediği o zifiri gözler, yalnızca babasını selamlıyordu.
Mezarlıkların neden bu kadar ürkütücü olduğunu hiçbir zaman anlamamıştım. Ölüm, benim için bu kadar basit bir son değildi. O gün geldiğinde ve ben daha küçücük bir çocukken yüzleştiğim annemin yokluğuyla sarsıldığımda, tüm gücümle ve olabildiğince bu gerçekten kaçmış, bütün varlığımla inkâr etmiştim. Ben, o gün anlamıştım bedenlerimizin etten bir tabut olduğunu ve aslında ruhlarımızı içine hapsettiğini. O gün anlamıştım bu bedenlerin etten ve kemikten ibaret bir hiç olduğunu. Çünkü hiçbir şey o kadar kolay değildi. Mezarının üstüne bana ışık tutmak ister gibi doğan dolunay mıydı beni hüngür hüngür ağlatan, bilmiyordum. Geceyle gündüzün, doğruyla yanlışın anlamını yitirdiği ince bir ipin üzerinde hiçliğe doğru ilerliyordum yalnızca. Ayak izi olmayan yeni yolumda birkaç adım daha ilerlerken son bir hamleyle bulduğum toprağın yanına diz çöktüm. "Biliyorum, artık benim için bir umut yok. Düşlerim yaz, oysa anneciğim gerçekler çok soğuk." Ve sana söz veriyorum, dedim bu defa sessizce. Söz veriyorum, senin uğruna canından olduğun bu canı yakan herkesten, dünya tersine dönene kadar hesabını soracağım. Bundan sonraki hayatıma bir daha güneş doğmayacağından şüphem yoktu ancak gecenin üzerine, güneş yerine ay doğuyorsa, ben de sığmayacaktım kabıma, hep daha fazlasıyla ve bir kez daha mutlaka taşacaktım amansızca.
Reklam