Su

Su
@_Nymph_
Bırak gitsin. Bırak git. Yeniden doğuyorum. Küllerimden değil; maviliğimden yeniden doğuyorum.
"Sana nasıl yardım edeceğimi söyle bana." Bakışları öyle sıcak ve yoğundu ki afallamama neden oldu. Fetih Yargıcı benim için üzülüyor muydu? "Geç kaldın." Söylerken yalnızca dudaklarım kıpırdamıştı ama onun duyduğuna emindim. "Maya, sana bir şey olacak düşüncesi..." Doğru sözcükleri ararken bocalamasını izledim. "Bak, bu beni tedirgin ediyor. Yani ne yapacağımı bilmemek." Dudaklarını birbirine bastırıp yavaşça serbest bıraktı. Kollarını omzumdan kaydırıp koltuk altıma yerleştirdi, zorlanmadan beni ayağa kaldırdı. Ellerini ensemde hemen saçlarımın üzerinde durdu. "Artık bana aitsin sen. Benim kafesimdesin, dışarı çıkamazsın. Başkası da içeri giremez ama ellerim arasında çırpınarak öldüğünü de izlemeyeceğim." Yumuşak bir sesle konuşmaya çabaladığını gördüm. Fetih Yargıcı... Uğruma çabalıyordu. "Üzgünüm." Söylerken samimiydim.
Reklam
"İçindeki cevheri dışarıya çıkaracağız. Sana, kendini kontrol etmeyi ve bir Soğuğun zihnine girmeyi öğreteceğim. Seni canlı tutmanın başka bir yolu yok anlaşılan." "Seni de kontrol edeceğimden korkmuyor musun?" Hâlâ incelediğim yüzünde dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı. "Maya, ben korkuyu hissetmeyeli sandığından daha uzun bir zaman oldu. Ben donmuş bir yaratığım, umurumda olan tek şey güç ve bunu bana, sen vereceksin." "Beni kullanabileceğin bir silaha dönüştüreceksin." "Hayır, yanımda bana..." Bir süre dişlerini sıkıp kelimeleri aradı. Gözleri parıldadığında dudaklarını ıslatıp "Seni, bana yoldaş olacak bir kıvama getireceğim," dedi. "Bu halin zayıf, sürekli seni koruyamam. Bundan şikayetçi olduğum için değil, bana ait şeylere her zaman sahip çıkarım. Ama senin içinde açığa çıkmayı bekleyen bir güç var. Etrafındaki herkes sana yaralı bir kuşmuş gibi davranıyor. Sen yardıma muhtaç değilsin, seni bir yerlere çekiştirip aptalca korumak yerine savunmayı öğretmeliydiler. Kraliçe ve Yönetim senden korkuyor çünkü eşsizsin, Avcılar ve bizim akılsız kralımız da sana çocuksu bir sevgi besliyor. Ya seni öldürmek istiyorlar ya oyuncak bebekmişsin gibi davranıyorlar. Ben senin kendin olmana izin vereceğim." Kaşlarımı şaşkınlıkla kaldırdım. Tepkim onu eğlendirmişti. "Yol arkadaşım," diye ekledi. İlk defa böyle uzun cümlelerle konuşuyordu. Nasıl oluyor da etrafımda bana yakın onca kişinin arasında beni anlayan, beni gerçek anlamda görebilen kişi Kumral oluyordu?
"Başımız belada değil mi?" diye mırıldandım kendimden beklemediğim bir soğuk kanlılıkla. Arabasına yanaştığımızda durdu, sakince arkasını dönüp "Korkuyorsun," dedi. Onunla göz göze gelmek yeniden titrememe neden oldu. Bir sürü şeyden korkuyordum. Yalnızlık, dikenli bir sarmaşık gibi ruhumu ele geçirirken artık Avcıların arasında yerimin olmadığının bilincindeydim. Henüz acısı taze ihanetle boğuşurken elimde kalan son bir şey aradım, tutunabileceğim bir şey, biri... Yoktu. Yaralar tenimde kapanıyordu ama ruhumda izler bırakıyordu. O yaraların nerede nasıl olduğunu hatırlamak, asıl iyileştirmeye çalıştığım bunlardı. Ormanda kaburgamın kırılması. Mahkemede kolumdaki kesik. Ve şimdi yüzümdeki arbede izleri. Yenileri açılıyordu... Ve belli ki bunun ardı arkası kesilmeyecekti. Gözlerimin içine büyük bir kararlılıkla bakan adama gözlerimi diktim, kaçmam gereken canavarın inine girmiştim. Kaçmam gereken kişiye sığınıyordum. "Senden korkuyorum." Kalp atışlarım hatırı sayılır bir ritimle tekledi. Çenesi bir santim daha eğilse saçlarımı tarayacaktı ama mesafesini koruyup aynı serinkanlılıkla konuştu. "Artık benden başkasından korkma." Tamamen ifadesizdi ve bütünüyle ciddiydi.
"Sana bir şey olmasına izin vermem." Sesi tekdüzeydi. Beni attıkları karanlık kuyuya ışık tutmuştu, zayıf ama gözlerimi kamaştıran bir ışık... Aydınlatmayan bir ışık. Omuzlarından destek alarak geri çekildim, sızlayan bakışlarımı onun şüpheci gözlerine kilitledim. Yapar mıydı gerçekten? Biri yapabilir miydi? Beni korur muydu üstüme doğru gelen arabalardan, yürüdüğüm uçurum kenarlarından, yağan yağmurlardan, çok sıcak güneşten, gök gürlemesinden, sigaranın dumanından, derin denizlerden ya da sarktığım köprülerden, insanlardan... Yeri geldiğinde kendimden bile, diğerlerinden, düşüncelerimden ve beni, kendinden korur muydu?
İnsanın sürreal bir resimde oluşturacağı gerçeği düşündüm bir an için, gökyüzünde bir balık olabilmek mümkün müydü? Bir ormanda doğup insanların içinde hayatta kalabilmek ya da? Gerçekten geceye doğanlardan biri olduğum için mi bu kadar kamaşıyordu gözlerim ışıktan ya da gerçekten o ormana ait olduğum için miydi her çatı altından kaçıp gitme isteğim? Normallik. Kendi içindeki duvarları arşa kadar ulaşmış çıkmaz sokak... Oysa ben her şeyden çok, herkesten çok kendime inanıyordum.
Reklam