Karşınızdaki insan bir anda gözlerini devirdi ya da ayakları çıkış kapısını göstermeye başladı diyelim. İçinizdeki ses bir şeylerin ters gittiğinden işkillendi fakat tam adını koyamadınız. İşte böyle durumlarda içinizdeki sesin doğru söylediğini limbik sisteme dayanan bazı bilimsel açıklamalarla ortaya koyan ve günlük yaşama dair detaylar yönünden farkındalık yaratan bir kitap oldu benim için.
Siz de aman insanları basit işaretlere bakarak yargılamayayım endişesiyle kendi iç sesinizi hasır altı edenlerden iseniz, bu kitap özetle "o hareketin bir sebebi var" diyor. Özellikle insanların kendilerini olduklarından çok farklı lanse etme yeteneklerinin ustalık seviyesinde olduğu günümüz pazarlama çağında çok yararlı bir kitap. Kitabı okurken nerdeyse her bir hareketi özdeşleştirdiğim kişiler oldu ve bu bakış açısıyla geçmişte yaşadıklarımı değerlendirince bazı niyetler daha da aydınlandı. Yine insanlarla bugün kurduğum iletişimde daha dikkatli olmamı sağladı diyebilirim, bu farkındalık için bile okumaya değer.
Beden DiliJoe Navarro · Alfa Yayıncılık · 20086,2bin okunma
Benim için bi Martin Eden, Vahşetin Çağrısı ya da Demir Ökçe değil ama hem konusu hem de dili itibariyle gerçekten akıcı bir JL kitabı. 19. yy Amerikası'nın adalet çarklarına, açlığına, fakirliğine ve toplumsal sorunlarına kıdemli "serseri" diye tabir edebileceğimiz bir hobo tarafından içerden bir bakış. Hoş, bugün de George Floyd'u öldüren Minnesota polis teşkilâtı tartışılmakta ve Erie il hapishanesi bundan önceki son intiharın 2016'da olması ile övünmekte ise de adaletin sağlanmasında o çağa göre çok da ilerde olduğumuz söylenemez.
Şu hobo kavramı üzerine biraz düşününce, aslında nerdeyse her ailede bir hobo olduğunu fark ediyorum, aile bağları bu denli güçlü olmasa Türkiye'de de var olan evsiz sayısından çok daha fazla potansiyel mevcut.
Kitaba tekrar dönersem, fren memurlarından ve makinistlerden kaçma maceralarını okumadım, izledim diyebilirim. Çok keyifliydi. Tabi çingene kadın ve çocukların kamçıyla dövülmesi de bir o kadar gerçek. JL'ın insanın, dişisine eziyet eden tek canlı olduğuna ve bazı zamanlarda bir şey yapamamanın çaresizliğinin ne denli zor olduğuna dair tespitleri ise yerinde ve metne çok güzel yedirdiği bakış açıları var.
Ayrıca insanın kim olsa öyle yapardı demekten kendini alıkoyamayacağı durumlar var ki çevresel koşulların insan davranışına etkisinin aslında çok da öngörülemez olmadığını ortaya koyuyor. Bu da belki zaman zaman yargıladığımız hayat tarzlarını daha derinlemesine düşünmek gerektiği mesajını veriyor.
Sadece cezası uzun olan tutuklular yeterli yemenin ne demek olduğunu biliyorlardı. Bunun nedeni bizim gibi kısa süreli ceza alanların yediği kadar yeselerdi, kısa bir süre içinde ölecek olmalarıydı.
Kimi zaman insanla diğer hayvanlar arasındaki asıl ayırıcı özelliğin, insanın kendi türünün dişisine eziyet eden tek hayvan olduğu tezini (beni dinleyenleri inandıracak şakacılıkta) ileri sürmüşümdür. Bu, evcilleştirilerek soysuzlaştırılmış köpeğin bile yapmayacağı tek şeydir. Köpek vahşi içgüdülerinin çoğunu korumuştur, ama insan, vahşi içgüdülerinin çoğunu kaybetmiştir- en azından iyilerin çoğunu.