Ramiz Sevdar Amrahov

Ramiz Sevdar Amrahov
Evet, yalnızca bir gezgin, yeryüzünde bir yolcuyum ben! Ya sizler daha önemli şeylerle mi meşgulsünüz?

Ramiz Sevdar Amrahov

, bir kitap okudu
Puan vermedi·377 syf.·
Beğendi
·
2020 8. kitabı
Michael J. Sandel
8.8/10 · 540 okunma
Reklam
Sumer'de, Dilmun adında, saf, temiz, parlak Tanrıların yaşadığı bir ülke var. Hastalık ve ölüm bilinmeyen yaşam ülkesi. Fakat orada su yok. Su Tanrısı, Güneş Tanrısına yerden su çıkararak orasını tatlı suyla doldurmasını söylüyor. Güneş Tanrısı söyleneni yapıyor. Böylece Dilmun meyve bahçeleri, tarlaları ve çayırları ile Tanrıların bahçesi haline geliyor. Bu cennet bahçesinde Yer Tanrıçası 8 bitki yetiştiriyor. Bu ağaçlar meyvelenince Bilgelik Tanrısı Enki her birinden tadıyor. Buna Yer Tanrıçası çok kızıyor, Tanrıyı ölümle lanetleyerek ortadan yok oluyor. Bilgelik Tanrısı çok ağır hastalanıyor. Diğer Tanrılar büyük güçlüklerle Yer Tanrıçasını bularak Bilgelik Tanrısını iyi etmesi için yalvarıyorlar. Tanrıça, Tanrının 8 bitkiye karşı hasta olan 8 organı için birer Tanrı yaratıyor. İlginç olan, yaratılan Tanrılardan beşi Tanrıça. Hasta olan organlardan biri kaburga. Onu iyi eden Tanrıçanın adı, "kaburganın hanımı anlamına gelen Ninti'dir. Bu kelimede Nin: hanım, ti: kaburgadır. Ti'nin bir anlamı da hayat'tır. Eğer ikinci anlamıyla tercüme edersek Tanrıçanın adı "hayatın hanımı" olur.
Din
Sadenin gözünde Aşk
Aşk nedir? Bana göre aşkı güzel bir nesnenin üzerimizde bıraktığı etkiden başka bir şey olarak düşünemeyiz. Bu etkiler bize de geçer ve bizi de ateşler. Sonunda bu nesneye sahip olursak mutlu oluruz. Yok eğer ona ulaşmak imkânsızsa, perişan oluruz, ancak bu hissin temelinde yatan şey nedir? Arzudur. Bu duygunun devamında ne hissederiz? Delilik. O halde kendimize bir neden bulup, onun etkilerine karşı kendimizi garanti altına alalım. Neden, nesneyi elde etmek istememizdir: Güzel! Başarmak için çabalıyoruz; ancak bilgece davranmalıyız. Elde ettiğimiz andan itibaren sevince boğuluyoruz, tam tersi durumda üzülüyoruz. Binlerce birbirine benzer ve hatta daha iyi nesnenin arasında illa o kaybettiğimiz nesne için üzülüyoruz. Bütün erkekler, bütün kadınlar birbirine benzerler: Aklı başında bir düşünceye karşı koyacak aşk yoktur. Ah! Tüm hislerimzi sömüren, bizi kendini bilmez duruma düşüren bu sarhoşluk hali, bu delicesine taptığımız nesneye ulaşmadan var olmama halı nasıl da yalan dolan! Buna yaşamak mı denir? İnsanın hayatın bütün zevklerini bir kenara itmeye gönüllü olması iyi bir şey mi? Metafizik zevkler dışında tüm mutluluğumuzu sömüren, sanki delirmişiz gibi bizi etkileyen, bizi yiyip bitiren kavurucu bir ateşin içinde kalmayı istemek değil midir bu? Eğer tapılası nesneyi sonsuza kadar sevmemiz gerekseydi, eğer onu asla bırakmayacak olsaydık, bu yaptığımız o zaman da çılgınlık olurdu, ama hiç değilse biraz daha bağışlanabilir bir durum olurdu. Bu kadar yeterli mi? Asla çözülmeyen, reddedilmeyen bu sonsuz bağlara daha başka örnek ister misiniz? Cicim aylarınıdan, sunağında yaptığımız tütsülerden sonra nesnemizi hak ettiği yere koyuyor ve artık çoğu zaman bizi baştan çıkartabileceğini bile düşünmez hale geliyoruz.
Felsefe