Zamanın ya da kaderin (ya da gelecekte gizlenen o şeye ne dersek diyelim), kulaklarına buyur ettiği kelimeler tuhaftır. Bugünün bakış açısıyla, ifademin bütün o ertelenmiş acımasızlığını görüyorum.
"Korkacak bir şey yok" en sevdiği ifadeydi. Her sorun için hazır cevabı...
... Fakat sonra o ekim gününü kafamda defalarca canlandırırken şimdi farkına varıyorum vedalaşmak için kucaklaşırken, arabaya binmeden önce bir şey daha söylemişti:Korkacak bir şey yok, dönmeni bekleyeceğim.Bunu o zaman fark etmiş miydim?
Evet ve hayır.
Hadi bakalım, dönünce de bir süreliğine buraya gel, birkaç gün dinlenirsin...
Bir süreliğine buraya gel, biraz dinlenirsin....O sırada dikkat etmemiştim. Oraya seyrek gittiğimiz için, kendimize mola vermediğimiz için sürekli homurdanıp dururdu. Şimdi bu kelimelerde başka şeyler okuyorum. Bir süreliğine gel, dediğini duyuyorum, yanımda kal, bende artık iş yok, kışı atlatabilir miyim bilmiyorum.
...sona eren bir hayat için duyulan hüzün hakkında. Arada fark var. Bu,sadece onun bal dolu peteği için değil, peteğin boş hücreleri için de duyulan bir hüzün, hatta o çok daha güçlü. Elimizdeki mumların dahi yanıp tükenirken hatırladıkları o petek için duyulan hüzün.
Babamın dediği gibi, korkacak bir şey yok.