Bunca yıldır, tanıştığım yaşadığım insanlar bir, bir gidip bırakıyorlar beni.
Yalnızlık çöküyor yine gece gibi unutulan benliğime. Kaldırıyor kadehini yalnızlığım. Aklıma ölüm düşüyor. -Dur. Diyorum daha verdiğim sözleri yerine getirmedim. Arıyorum Oktay’ı. ‘‘Metin amca. Hayırdır. Akşam akşam.’’ ‘‘Hayır. Oğlum, hayır. Senle yarın bir buluşalım.’’ ‘‘Tamam. Metin amca. İyi geceler.’’ İyi geceler dileyip kapatıyoruz. Bakıyorum güzel gözlüm oturmuş karşıma. Ali çıkıyor odadan. ‘‘Metin amca, Freud.’’ Anlatıyor da. Anlatıyor. Oluyor diyorum. Artık sadece okumuyor. Sorgulamaya da başladı. Oturuyoruz Ali ile kısa bir felsefeye, vur aşağı vur yukarı. Anton Çehov’dan çıkıyoruz. Ali gidiyor, kalıyorum bizi izleyen aşkımla baş başa. Bu sefer ben anlatıyorum o dinliyor. Ağlıyoruz, gülüyoruz, hüzünleniyoruz, sarılıp birbirimize özürler diliyoruz. Sonra herkes yine kayboluyor. Unutulmuşluk hissiyle çekilip bir kenara izliyorum hayaleti mi evde. Şiirim geliyor, sancısı bu sefer kalbimde.
BENİ UNUTMUŞSUN
Tozu dumana katmış evde ayakların,
Çıkarken en sevdiğin ayakkabını unutmuşsun.
Holde buldum çantanın birini ve sevdiğin küpenin tekini,
Evde kokunu unutmuşsun.
Şu bizim dediğimiz odanın tüm dolapları boş,
Müjde sana yıldönümümüzde aldığım melekli kolyeyi unutmuşsun.
Biraz vaktin olmuş anlaşılan makyaj malzemelerinin kapakları açık,
Banyo aynasında dudaklarını unutmuşsun.
Girişte kapıcı söyledi yüzünün gülümsemesi eksikmiş
Çıkarken selam demeyi unutmuşsun.
Kaçarken bu şehrin acımasızlığından
Beni bu dağınık hayatta unutmuşsun.
Biraz düşünmüşsün belli balkona külünü düşürmüş parmakların,
Titreyen ellerinle küllüğe bıraktığın sigara izmaritini unutmuşsun.
Sabah aç karnına içtiğin hapların var buzdolabında,
Yaptığın yemekten bir yudum almayı unutmuşsun.
Mutfaktaki fotoğraflara