İlahi tebliğle ilgili ilk vahiy kendisine ulaştığında Muhammed (AS) deşhete düşmüş ve bunun, pek nefret ettiği şeytanın bir aldatmacası olmasından korkmuştu. Hatice bunun üzerine kendisini şöyle teskin etti:"Hiç korkma! Allah seni asla kötülük içine atmaz. Allah sana mutlaka iyilikle muamele edecektir. Zira sen yakınlarına yardım ediyor, ailene bakıyor, hayatını namuskarlıkla kazanıyor, diğer insanların doğruluktan ayrılmamalarını sağlıyor, yetimlere sığınacak bir yer temin ediyor, sözünde doğru, emanete hıyanet etmez, hiç bir dayanağı olmayanların yardımcısı, muhtaçlara iyilik için koşan ve herkes ile iyi geçinip nezaketle muamele eden bir kimsesin"
...insanın hem beden hem de ruhtan meydana geldiğini unutmuşlardı.Öyleyse insanlığın yöneleceği belirli bir yöne,kendisine maddi ve manevi olmak üzere her iki yolu da gösterecek ve insanın bu iki görünümü arasında bir bağ,bir denge oluşturarak ona,kendisini dengeli bir biçimde geliştirme imkanı verecek umumi bir rehber niteliğinde bir "din"e ihtiyacı vardı.İnsan ne bir melek,ne bir şeytan ne de bir taştı;o, iyilik kadar kötülük de yapabilecek nitelikteydi, ama aynı zamanda, kötü eğilimlerini ve tutkularını kontrol edebilecek bir akla da sahipti.
İnsanlar, aynı çiftin, Adem ile Havva'nın soyundan geldiklerini unutmuşlar ve kardeşler arasında güdülen kin onları hayvanlardan da aşağı bir düzeye getirmişti.
Toplumsal bir örgütleyici olarak,O'nun her şeyin karmakarışık olduğu bir ülkede işe sıfırdan başladığını ve on yılın sonunda, Irak ve Filistinin güney bölgeleriyle birlikte Arap Yarımadası'nın tamamını kapsayan 3 milyon km²yi aşkın alana sahip bir devlet kurduğunu biliyoruz.
O insan hayatının tüm yönleriyle, inanışlar, ruhi ve manevi uygulamalar, ahlak,ekonomi,siyaset kısacası kişisel ya da ortaklaşa, ruhsal ya da dünyevi hayata dair her şeyle ilgilenmiş, tüm bunların yanı sıra da kendi güzel örneğini bırakmıştır.