Kur'an'da bahsedilen "evliyaullah" (Allah'ın velileri) özel bir zümre, sınıf, grup değildir. İman eden ve takva bilinciyle yani Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayan bütün müminler evliyaullahtır.
Allah abes iş yapmaz. Kim rahmete layık ise Allah rahmetini ona lütfeder. Kim layık değilse ondan geri tutar. İman nimeti İranlı olan Selman'a, Habeşli olan Necaşi'ye, Yahudi olan Abdullah bin Selam'a, Rum olan Suheyb'e nasip olduğu halde Allah Resûlü'nün (sav) amcaları olan Ebu Leheb ve Ebu Talib'e nasip olmadı!
"Ey kulum! Görüyorsun ki mükemmel yarattığım ve emrine amade kıldığım varlıkların hepsi eskiyor, çürüyor, ölüyor, bozuluyor. Anla ki bu dünya kalıcı değil. Bu dünyada hiçbir şey durucu değil. Şu dünyanın gelip geçici nimetlerine bel bağlama, güzelliğini diline dolama. Bu nimetlerdeki güzellikleri gördükçe bunların fâni olmayanlarına heves et. Cam parçası hükmünde olan dünya için elmas hükmünde olan âhiretini heba etme. Ver camı, al elması."
Rahmeti sonsuz olan Allah'ın adıyla başlarım. O, bütün varlığı rahmetiyle yokluktan varlığa çıkardı. Varlıklar içinde insanı diğer tüm varlıklara üstün kıldı. Meleklerini insana secde ettirdi. İnsana secde etmeyen İblis'i rahmetinden kovdu.
Yerin ve göğün bütün imkânlarını insanın hizmetine verdi.
Onu akıl nimetiyle donattı. Onu kendi haline bırakmayıp rahmetini elçiler vasıtasıyla insanlar arasında yaydı. Kimileri bu rahmeti gördü, duydu ve bildi. Rahmete nail olabilmek için O'na iman edip O'nun gösterdiği yola girdi. Kimileri ise aklını kullanmadı, rahmet elçilerine kulak asmadı, rahmetten kovulan şeytanı yoldaş edindi.