"Arap dilinde 'el-hased' kelimesi 'el-kurâd' (kene/sakırga) anlamına gelen 'el-hısd' lâfzından alınmıştır." Kene, nasıl deriyi delerek yapışır, kanı emer ve taşıdığı zehri vücuda zerk ederse, haset duygusu da kalbi öyle kuşatıp kemirir, şüphe ve vehimle kişiyi adeta zehirler.
İman kuşunun bir kanadı "ümit", bir kanadı da "korku" idi. Tek kanatlı kuş uçamadığı gibi sadece ümit ya da sadece korku ile mümin olunamazdı. Bu sebeple Rabbimiz bizleri zaman zaman ümitlendirecek, zaman zaman korkutacak sahneleri zikrediyordu ki O'nun rahmetinden ümidimizi kesmeyelim, kendimizi O'nun azabından garantide görmeyelim.
Ana ve babasını tahtının üstüne çıkartıp oturttu ve hepsi onun için (ona kavuştukları için) secdeye kapandılar. (Yusuf) dedi ki: "Ey babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm) rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Doğrusu Rabbim bana (çok şey) lütfetti. Çünkü beni zindandan çıkardı ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getirdi. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir. Kuşkusuz O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir." (Yusuf, 100)
Bu âyette ilginç olan nokta şu: Hz. Yusuf. Allah'ın kendisine olan lütuf ve ikramından bahsederken "zindandan çıkmayı" zikrettiği halde "kuyudan çıkma" hadisesini hiç dile getirmemiştir. Acaba niçin?