Ölümle bin kez yüz yüze gelmiş, cehennemden dönmüştüm, ama en yakınlarımı kurban vermiştim... İnme inmiş gibi duruyordum orada. Bağırmak, dağları inim inim inletmek istediğim halde tek haykırış çıkmadı boğazımdan. Taşlaşmış, cansız bir beden olmuştum sanki.
Sanmayın, ben her şeyini yitirmiş bir adamım. Zamanla ben de evlenirim, herkes gibi benim de evim barkım, çoluk çocuğum olur. Yeni dostlar, arkadaşlar edinirim. Yalnız hiçbir zaman ele geçiremeyeceğim bir şey var, o da ebediyen yitirdiğim aşkımdır.
Ben gene yalnız yaşıyordum; fakat uzun süren yalnızlığın öldürdüğü ruhum dirilmeye başlamıştı. Gerçi her zaman insanların arasındaydım; onlarla birlikte düşüp kalkıyor, birlikte çalışıyor, arkadaşlık ediyor, karşılıklı yardımlaşıyordum. Gel gelelim yerini dolduramadığım bir boşluk kalıyordu gene de.
Sorularıma pek gönüllü yanıt vermediği ortadaydı, hatta benden bazı şeyleri gizlediğini dahi anlıyordum. Her zaman böyle değil midir? Başı derde girenin bir söylediğinin ardında on tane söylemediği vardır.