Ahmet abiye eşlik ediyordum: lan gardaş bu nasıl yara, lan gardaş bu nasıl yara, kanar her yerimden. Bu soruya cevap mı olur? Her yerinden kanayan bir yaranın nasıl olduğunu kim nereden bilsin? Olsa olsa bu bir ağlama biçimi. Şu yaşımıza gelmiş adamlar olarak, oturup burnumuzu çeke çeke, salya sümük ağlayamayacağımızdan, mecbur kalkıp lan gardaş bu nasıl yara diye sorup duruyoruz.
Bizim orada böyle söylüyorlar. Yarım adam, yarım insan. Her şeyleri yarım aslında. Eksik kalmış ve bir türlü tamamlanamamışlar. Sadece ev eşyaları, yemeklik malzemeleri eksik olsa neyse ama bedenleri, ruhları, gelecekleri, hayalleri, sözleri, hevesleri de yarım. Yarım yamalak bir hikâyeyi taşıyorlar omuzlarında.