Hayatımı mahvetmeye başladığım zamanların başındaydım, beni yakından tanıyanlar ilk yıkımı sezmişti ama ortalıkta ince bir toz tabakasının dışında henüz gözle görülür bir enkaz yoktu, bu yüzden de pek fazla dikkat çekmiyordum, hakkımdaki endişeler kuşkudan, faraziyeden öteye geçmedi.
Nereden geldiğim ve nereye gideceğim bütün anlamını yitirmişti, sadece o an vardı benim için, bir şemsiyenin altına sığacak kadar küçük bir hayatla avunabilirdim.
Kader yolculuğunun insanı önünde sonunda yaralandığı istasyonlara döndüreceğine ve derman bulmak için bir şans daha vereceğine her zaman inanmıştım. Yara izlerimin bu kadar sızlamasının tek açıklaması vardı: O istasyona yaklaşıyordum.