Bacası tütmeyen her evden, bir yiyecek kırıntısı bile olmayan kirli sokaktan bakıyordu açlık. Fırıncının raflarında bir yazıttı o, küflenmiş her küçük ekmeğe kazınmış olan. Sucuk dükkanında satılan ölü köpek etinden yapılmış sucuklarda görülüyordu. Dönen silindirlerin içinde kavrulmuş kestaneler arasında kurumuş kemiklerin çatırtısıydı açlık. Birkaç damla yağda gönülsüzce kızaran patates dilimlerinin içine doğranmıştı hep.
Şu bir gerçek ki her insan diğerleri için derin bir sır ve gizemdir. Gece vakti büyük bir şehre girdiğimizde, birbirinin üzerine kümelenmiş evlerdeki her bir insan kendi sırrıyla kapatır evinin kapısını. Ve her bir odadaki insan sırlarını da hapseder odasına. Oradaki yüzlerce, binlerce göğüste atan yüreklerden her biri en yakınındaki kalp için bile bir sırdır. Korkunç şeyler, belki ölüm bile, tek başına böyledir.
Dünyayı fethetmenin imkansız olduğunu bilenler, savaşa en fazla inananlardır. Karşıtlığın böyle tuhaf bir şekilde birbirine kenetlenmesi - cehaletle bilginin, bağnazlıkla inançsızlığın - Okyanusya toplumunun başlıca ayırt edici işaretlerinden biridir.
Yapılan uygulamalarda, nüfusun ihtiyaçları her zaman küçümsenir ve bunun sonucunda temel yaşam gereksinimlerinin yarısını karşılayacak süreğen bir kıtlık vardır, ama bu bir menfaat olarak görülür.