"Yüzbaşı, acele ile sadağını, yayını, kılıcını çıkarıp kapının yanına fırlattı, kolları kendisine uzanan kadına yaklaştı, diz çöktü.Yüzünü karısının yüzüne değdirdi.Başlarını birbirlerinin omuzlarına koyarak uzun süre öylece kaldılar. Bütün dünya üzerlerine eğilmiş, onları örtüyordu sanki. Bu çadırın dışında kalan ve büyük seferle ilgili her şey anlamını, gerçekliğini yitirmişti: Şimdi önemli olan yalnız onlardı, bu macerada onları birleştiren duygu idi. Bir de, üç gün önce doğmuş beşikteki o küçük yaratık."
"Akşam karanlığı başlarken batmakta olan güneşin yumuşak eğimli tatlı ışınları altında uzayan bozkır, dünyanın uçsuz-bucaksızlığını gösteriyordu onlara."
"..Burada yeni bir hikâye, insanın sürekli yenilenmesinin hikâyesi, onun sürekli yeniden doğmasının, bir dünyadan diğerine aşama aşama geçmesinin, yeni, daha önce kesinlikle bilinmeyen bir gerçeklikle tanışmasının hikâyesi başlıyor. Bu yeni bir öykünün teması olabilir belki ama bu öykümüz burada sona erdi."