Erasmus'a göre, Hazreti İsa ile Sokrates, Hıristiyan öğretisi ile antikçağ bilgeliği, iman ile ahlak arasında ne aşılması olanaksız ne de kökenlerini ahlakta bulan bir karşıtlık vardı. Kendisi kutsanmış bir din adamı olduğu halde, sonsuz bir hoşgörü ile putperestleri de düşünce cennetine almış, onlara kilise büyüklerininkinden geride kalmayan bir yer vermişti.
Zor kullanılarak gerçekleştirilen her değişim, her "tumultus", onun göünde bulanık suda balık avlarmaktan farksız her kitle çekişmesi, uğruna hizmet ettiği ve yeryüzünde egemen olması gereken aklın aydınlığına ters düşmekteydi.