Seni dinleyemem. Senin sesini dinleyemem. Bir şişe anasonlu likör içmişim de gül yapraklarından bir şiltede uyuyakalmışım gibi yapıyor beni. Sesin beni sürüklüyor, boğulduğumu biliyorum, ama yine de peşinden gidiyorum.
“Yalnızca konuşacağız. Birbirimizden korkmamayı öğrenene kadar, bıkıp usanmadan konuşacağız. Bedenimden korkmamanı öğrenene kadar sana tabletlerden şiirler okuyacağım, hikayeler, destanlar anlatacağım. Anlatmanın bir tür sevişmek olduğunu anlayana kadar, anlatmanın yetmediğini kanıtlayacak olan açlık teninde uyanana kadar, bıkıp usanmadan anlatacağım.”
“Susmak ve içten içe yanmak kendimize verebileceğimiz en büyük cezadır. Gurur benim ne işime yaradı, sana bakmamak, seni geceler boyu uykusuz bırakmak! Hiçbir işime! Kendimi yakmama yaradı. Zaman iyileştirir, duvarlar örter sanıyorsun, ama bu doğru değil! Doğru değil! Bir şey ta içine, iliklerine işledi mi, kimse söküp atamaz onu!”