Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devrildi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca Cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete...
Bir Dostoyevski klasiği, insana dönük yorumlar gerçekçi çıkarırlar... evet hepimiz hata yapabiliriz, insan oluşumuz ve hataya yatınlığınımız tabiki de bizi cani olmaya itmiyor...
"Zulüm bir alışkanlıktır; insanda bu alışkanlığın kökleşmesi , sonunda hastalığa dönüşmesi mümkündür. Sarsılmaz inancıma göre, en iyi bir insan bile alışkanlıkla, sanki bir hayvanmış gibi kabalaşıp o derece aptallaşabilir."
Yazarımızın da dediği gibi, bunu hatalar için de söyleyebiliriz, kendimizi buna alıştırırsak hastalığa dönüşebilir. En masum en hatasız insanda bile...
Kitapta çeşitli suçlardan hapse girmiş insanlardan, psikolojilerinden ve günlük yaşamlarından bahsedilmiş.
O da bir cinayet suçlusu olarak hapse girmiş bir baş karakterin anıları şeklinde oluşturulmuş bir kitap...
Hapishaneye ölüler evi denmesinin sebebi de oradaki hayatın tekdüzeligi ve özgürlüğünü kaybetmiş bir insanın ölüden farksız olması.
Zulüm bir alışkanlıktır; insanda bu alışkanlığın kökleşmesi , sonunda hastalığa dönüşmesi mümkündür. Sarsılmaz inancıma göre, en iyi bir insan bile alışkanlıkla, sanki bir hayvanmış gibi kabalaşıp o derece aptallaşabilir.