Şiir okumayı da yazmayı da çok severim. Tarancıda aynı şekilde çok sevdiğim bir şairdir. Dili süslü veya ağır değil çoğunluğun anlayabileceği bir sadeliğe sahip. Yine de imgelerle dolu güzel bir yazış şekli var. Kendisinin şiirleri genelde melankolik ve ölüm korkusu hakkında o yüzden kendisine “Ölüm Şairi” de deniliyor. Ben melankolik şiirleri çok severim. Çoğu şiiri de oldukça etkileyici. Özellikle Abbas şiiri herkesin hayatında en bir kez okuması gereken cinsten. 35 yaş için ömrün yarısı demesi ama 46 yaşında ölmesi de üzücü çünkü böyle başarılı bir şairin daha çok şiirini okumak isterdim. Zevkime oldukça hitap eden bir tarzı var. Kitaptaki şiirler büyük ölçüde hece ölçüsüyle yazılmış, çoğunlukla 7+7 ya da 8+7 gibi geleneksel Türk şiiri kalıplarıyla. Tematik yapısı hep aynı konular etrafında dönüyor. Yaşlanma ve ölüm korkusu, zamanın geçiciliği, çocukluğa duyulan özlem, yalnızlık.. Ben de genelde bu tarz konularda yazıyorum ve kendisi örnek aldığım sayılı şairlerden. Duygular baskın ama hepsi belli bir estetikte sabitlenmiş. Bu adam kadar iç dünyaya yönelik yazan şair çok az. O yüzden edebiyatımızda hep en çok adı anılan şairlerimizden olacak.
BEN ÖLECEK ADAM DEĞİLİM
Kapımı çalıp durma ölüm,
Açmam;
Ben ölecek adam değilim.
Alıştım bir kere gökyüzüne;
Bunca yıllık yoldaşımdır bulutlar.
Sıkılırım,
Kuşlar cıvıldamasa dallarında
Yemişlerine doymadığım ağaçların.
Yağmur mu yağıyor,
Güneş mi var,
Farketmeliyim
Baktığım pencereden.
Deniz görünmeli çıksam balkona.
Tamamlamalı manzarayı
Karlı dağlarla sürülmüş tarlalar.
Ekmekten olamam doğrusu,
Nimet bildiğim;
Sudan geçemem,
Tuzludur teneffüs ettiğim hava.
Ya nasıl dururum olduğum yerde,
Öyle upuzun yatmış,
İki elim yanıma getirilmiş,
Hareketsiz,
Sükûta râmolmuş
Sanki devrilmiş bir heykel?