Mustafa Kemal, vicdanında bir sır gibi sakladığı ideallerinin küçük bir kısmını o gece ilk kez açıklamıştı. Fakat ona inanan ve onun gibi düşünen yol arkadaşları dahi, duydukları yüksek ideallerin kırıntılarında boğulmuş ve söylenenlere hayal mahsulü gözüyle bakmıştı. Halbuki bu söylenenler neydi ki? Çok daha fazlası, Mustafa Kemal'in önderliğinde birer birer realite hâline gelecek, Türklüğün unutulmuş büyük vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, atinin yüksek ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktı.
Yarının Adamı bir anlığına tüm mücadelenin başarıyla kazanıldığını düşündü. Ya kazandıktan sonra, o zaman ne olacaktı? İşte, orası milli bir sırdı. O sırrı şimdilik kimselere söyleyemezdi. Ama fısıldayabilirdi: Millî İrade...
İstediği kadar yüksek olsun hiçbir meslek, hiçbir kariyer kişiliği, gücü ve enerjiyi korumaya yetmez. Zihin ilk yıllarda etkin bir biçimde çalışabilir. Ama çok geçmeden yeni düzenlemelerin sayısı, düşünme ve araştırma çabası gerektiren durumların sayısı ve ortaya çıkma olasılığı azalır. En üst düzey ve ilk bakışta güçlü zihinsel çabalar gerektiren işlerin yapılması tamamen alışkanlık meselesi haline gelir.
...
Çaba yıldan yıla azalır yıldan yıla zihnin üstün yeteneklerini kullanma fırsatları tükenir. Artık yol çizilmiştir, alıştırma yokluğundan ötürü zekâ, onunla birlikte de mantık yürütmenin ve düşünmenin gücü körelir. Eğer iş hayatının yanı sıra bir entelektüel uğraşlar düzeni oluşturulmazsa, enerjinin bu şekilde giderek paslanmasından kurtulmak mümkün değildir.
Edilgenliğimiz, düşüncesizliğimiz, çabuk dağılmamız, bunların hepsi, madde için ağırlık neyse, insan tabiatı için de aynı manaya gelen evrensel tembellik özünü ifade eden kelimelerdir.