İç dünyamızda zaten sahip olduğumuz her şey, dış dünyada da bizi bulacaktır.
Dış dünyada karşılaştığımız her şeyin bir kaynağı vardır ve bu kaynağı düşüncelerimizde aramak gerekir. İstediğimiz sonuçlara ulaşmayı arzuluyorsak, düşüncelerimizi gözlemlemeye ve onları kontrol etmeye başlamalıyız, çünkü düşündüğümüz her şey bir rezonans alanı yaratır.
O yıllarda her şey yoktu, herkes bu yokluğu paylaşıyor, aza kanaat ediyor, şükrediyordu. Tüketime kışkırtan mekanizma kurulmamıştı. Pırıl pırıl bir vitrinin cıvıltılı daveti önünde apışıp kalmıyordu.
Ah! İnsanoğlu böyledir. Özellikle genç kısmı böyledir. İnsan, başkalarının tecrübelerine itimat etmez. İtimat etmek içinse, tecrübeleri bile bizzat tecrübe etmek ister. Halbuki bu tecrübeden, pişmanlıktan başka bir şey doğmaz.
Ömrümüz o kadar kısadır ki bu âlemde her bir şeyi tecrübe ederek ve yaşayarak öğrenmeye vaktimiz yetmez. Diğer insanların yaşamış oldukları tecrübeleri öğrenirsek, belki rahatça, serbestçe, namusluca yaşayabilmeyi başarabiliriz.
Kabul edelim : Yaşamlarımız sefil, yorucu ve kısa. Doğuyoruz, bizi hayatta tutacak kadar yemek veriliyor ve becerisi olanlarımız güçlerinin son damlasına kadar çalışmaya zorlanıyor ; işe yaramaz hale geldiğimiz anda korkunç bir zulümle katlediliyoruz.