Kendine tapmayan kişi daha doğmamıştır. Yaşayan her şey kendisini çok sever; hayatın derinlikleriyle yüzeyini kasıp kavuran dehşet başka türlü nereden gelirdi ki? Herkese göre evrendeki tek sabit nokta kendisidir. Eğer bir insan bir fikir için ölürse, bunun nedeni fikrin onun fikri olmasından, onun hayatı olmasındandır.
Saatler boyunca, başka saatleri bekleriz; zamandan artık kaçmayan anları, bizi yeniden sağlığın vasatlığına... ve tehlikelerinin unutuluşuna sokacak anları bekleriz...
Bir halkın ifade edebileceklerinin ancak tarihî bir değeri vardır: Oluş içindeki başarısıdır bu; fakat ifade edemediği şey, ebediyet içindeki mağlubiyeti, kendi kendine karşı duyduğu meyvasız susamışlıktır: Kendini ifade etmeye çabalarken tükenmesidir. Bu çabası sırasında güçsüz düştüğünde, ifadesinin yerini bazı sözcüklerle söylenemeyene imalarla doldurur.
İmandan daha büyük bir feragat var mıdır? İman olmadığında sonsuz sayıda çıkmaza girildiği doğrudur. Ama hiçbir şeyin sonunun hiçbir şeye çıkmadığını; evrenin, hüznümüzün bir yan ürünü olduğunu bile bile, bu ayak sürüme ve kafamızı yere göğe vura vura ezme zevkinden kendimizi niye mahrum edelim?
Atadan kalma ödlekliğimizin bize önerdiği çözümler, entelektüel edebinden yan çizmenin en beter yollarıdır. Yanılmak, kandırılmış olarak yaşamak ve ölmek; insanların yaptığı budur. Ama bizi Tanrı'nın içinde yok olmaktan koruyan ve bütün anlarımızı, hiç etmeyeceğimiz dualara dönüştüren bir haysiyet de vardır.