Bilgelerden biri şöyle demiştir:
Ben Kur'an'ı okuyor ,fakat tat almıyordum.
Peygamberimiz aleyhisselâmın Kur'ân'ı sahâbesine okuduğunu işitiyormuş gibi bir duyguya erişinceye kadar bu böyle sürdü.
Sonra bunun da üstüne yükseldim ve sanki Cebrail aleyhisselâm onu Peygamberimiz Efendimize okuyor da ben de dinliyormuşum gibi duruma geldim.Ardından da Rabbim beni daha üst bir makama yükseltti.Şimdi ben Kur'ân'ı bizzat onu Vahyedenden dinler bir hale geldim.Böylece erişilmez bir hazza ve artık onsuz edemeyeceğim bir nimete kavuştum.
Kur'ân'ı hakkıyla okumak demek; dil, akıl ve kalbin
birlikte okuması demektir.
Dilin payına düşen, harfleri düzgün bir şekilde telaffuz ederek açık, net ve anlaşılır bir okumadır.
Aklın payına düşen, anlamları kavramaktır.
Kalbin payına düşense, öğüt alma, yasaklardan etkilenme ve istenenleri uygulamaya koymadır.
Demek ki dil okur, akıl anlar ve kalp öğüt alıp uygular.
Allah anıldığında onların kalpleri ürperir;
karşılarında âyetleri okununca bu onların imanını artırır ve onlar ancak Rablerine güvenip dayanırlar.
Enfâl, 8/2
Hem Allah'ın buyruklarına uymayan hem de Kur'ân okuyup duran kimsenin hali, hükümdarın kendisine sorumlu olduğu bölgeyi mamur hale getirmesini emrettiği mektubu her gün defalarca okuyan, fakat mektubu okumakla yetinip orayı tahrip etmekten başka bir şey yapmayan
kimsenin durumuna benzer. Madem tam tersini yapıyor,o kişi o mektubu okumasa daha iyi olur. Çünkü bu haliyle o hükümdarla dalga geçiyor, dolayısıyla da hükümdarın öfkesini üzerine çekiyor demektir.