Hasan-ı Basrî hazretleri şöyle der:
Vallâhi, Kur'ân'ı inanarak okuyan hiçbir kul yoktur
ki hüznü artıp da sevinci azalmasın, ağlaması
çoğalıp da gülmesi azalmasın, işi başından aşkın
hale gelip de rahatı ve tembelliği kaybolup
gitmesin!
****
Hz. Mâlik ibn Dînâr da şöyle diyordu:
Ey Kur'ân okuyanlar!
Kur'ân sizin kalplerinize ne ekti?
Çünkü Kur'ân, müminin ilkbaharıdır, ilkbahar
yağmuru yeryüzü için neyse o da odur!
***
(Elif lâm mîm veya elif lâm râ ya da hâ mîm gibi sure başlarında yer alan harfler, okuyana oraları hatırlatır).
Mîmler (m harfleri), Kur'ân'ın meydanlarıdır.
Râlar (re harfleri) Kur'ân'ın bağlarıdır (bostanlarıdır).
Hâlar (h harfleri) onun kaleleri.
Sebbeha (Allah'ı tesbih eder, yüceltir) kelimesiyle başlayan sureler, Kur'ân'ın gelinleridir.
Hâ mîm ile başlayan sureler, Kur'ân'ın dîbâceleri/kiymetli kumaşlarıdır.
Mufassal, yani Kaf'tan sona kadar olan sureler ise,Kur'ân'ın bahçeleridir.
Bunların dışında kalan surelerse, Kur'ân'ın kervansaraylarıdır.
Dolayısıyla Kur'ân okuru, meydanlara girer, bağlardan bir şeyler devşirir, kalelerin içine dalar, gelinleri görür,kıymetli kumaşları giyinir, bahçelerde gezinir, kervansarayların odalarında dinlenir. O yüzden de, zihni ve gönlü bütün bunlarla dolar taşar. Kendisini bunlardan başkası
meşgul etmez. Hatırından başka bir şey geçmez ve başka hiçbir şey de onun zihnini dağıtmaz!
Allah'ın Kelâmı, kaynağına doğrudan bakılamayan
o apaçık güneşe veya kişinin kendisine bakarak
yolunu bulduğu gökte parıldayan yıldıza benzer.
Allah'ın Kelâmı, değerli hazinelerin anahtarı, içenin
ölmediği âbıhayat, kullananın hastalanmayacağı
ilaçtır.