Masum bir kalbin kafesteki çırpınışları...
Annesi cezaevinde olan Barış'ın mecburi tutsaklığı.
Küçük bedenine aldırmadan büyüklerin bile sorgulayamadıklarını sorgulayan, görmemesi hissetmemesi gereken şiddetin içinde büyümeye çalışan, içinde kocaman sevgi barındıran, özgürlüğü hiç tatmamış, güneşin doğuşundan ve batışından bi haber, yüce gönüllü küçük adamın hikayesi. Arkadaşına İnci'sine yazdırdığı ama asla ulaştıramadığı mektupları, hayal kırıklıkları, ama asla pes etmeyişi; kitap okumanın, düşünmenin, fikirlerin neden suç olduğunu anlayamayacak kadar olgun bu çocukla bütün okurlar tanışmalı.
Ama çocuklar kusura bakarlar. Kuşlar gibi. Hani taş atmıştım bir kez de küsüp kaçmıştı...
Ben şimdi kaçamıyorum inci.
Ama büyüyünce kaçarım belki.
Hani o mavi uçurtma gibi...
Bu akşam hiç istemedim içeriye girmeyi. Çok güzeldi hava. Kuşlar ötüyordu gün batarken. Avlunun bir kenarından görünen kavak ağacının en tepe yaprakları var ya... Oraya vurmuştu güneş. Bir de kuşların kanatlarına. Güneşin batışı çok güzel olurmuş, oyle mi? Ben hiç görmedim batışını. Doğuşunu da görmedim.