Burası her zaman bir hizipleşme, kargaşa, iltimas, adam kayırmacılık, rüşvet ülkesi olacak. Ama aynı zamanda ehli keyifliğin, insan sicaklığının, gönül zenginliğinin ülkesi. Ve senin en sahici dostlarının ülkesi...
Sanki bir yoldaymışız gibi geliyor ve ne zaman bir adım atsam az önce ayağımın bulunduğu yer dağı ip toz haline geliyor. Hatta bazen yol da ayaklarımın altında çökmeye başlıyor ve göçükle birlikte sürüklenip gitmemek çin adımlarımı hızlandırmak zorunda kalıyorum.
Sürekli olarak karşımdakileri incitmekten çekiniyorum. Çok eski arkadaşları bile. Onlarla eskiden yaptığım gibi konuşup konuşamayacağımı bilmiyorum. İnsanlar değişiyor, biliyorsun."
Kim bilir kaç kez mükemmel nedenlere dayanan feci kararlar almışımdır! Veya tam aksine, sağduyuyu hiçe sayan gerekçeler en güzel kararların yolunu açmıştır!
Bu nedenle artık iki akıl yürütme tarzı kullanıyorum. Birinde, kafam bir kazan gibi çalışıyor; aynı anda tüm etkenler içine boca ediliyor ve kafam onları benim haberim bile olmadan "bilgiişlem"den geçirip nihai sonucu bana hap halinde teslim ediyor. İkinci tarzda, kafam adi bir mutfak bıçağı gibi çalışıyor; "avantajlar" ve "sakıncalar", "duygusal yan" ve "akılcı yan" gibi kaba kavramlar yardımıyla gerçekliği parçalara bölüyor, bu da aklımı biraz
daha karıştırmaktan başka bir işe yaramıyor.