Geçmişlerini arayan, artık gerçekte var olmayan geçmişe boğuk sorular yönelten bu gölgeler onların kendisi değil miydi? Gölgeler, canlanmak isteyen ama bunu artık başaramayan gölgeler...
"Aklımı toplayıp her şeyi berrak görebilsem keşke!" diye geçirmişti içinden, ancak karmakarışık düşlerin, arzuların ve en derinlerde kabaran acının etkisiyle düşünceleri büyük bir tutkuyla coşmuştu. Hisleri uyuşmuş, kendinden geçmiş, duyguların birbirine girmesinden sersemlemiş ve bunalmış halde yatağın üzerinde bir, belki de iki saat öylece yatmıştı.
Ama aşk, bir cenin gibi bedenin karanlıklarında acıyla dönüp durmaktan kurtulduğu, nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı.
İlk kez dokuz yılı aşkın bir süre önce karşılaşmışlar, aşılamaz mesafeler yüzünden o zamandan beri ayrı düşmüşlerdi, şimdiyse konuşmadan da olsa yeniden yakın ve birlikte olduklarını artan bir şiddetle hissediyorlardı. Tanrım nasıl uzun gelmiş, nasıl bitmez tükenmez olmuştu bu dokuz yıl, dört bin gün ve şu güne, şu geceye kadar dört bin gece! Ne çok zaman geçmiş ne çok zaman yitirilmişti, ama tek bir düşünceyle ve tek bir saniyede en başa dönülebiliyordu. Nasıl olmuştu her şey?