Velilerden birine, "Kalpler için bir namaz var mıdır?" diye sorulunca o, "Evet, kalbin namazı, Rabb'ine bir defa secde edip bir daha başını kaldırmamasıdır" demiştir.
Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:
"Rabb'inin sende hakkı var, ailenin sende hakkı var, nefsinin (bedeninin) sende hakkı var; her hak sahibine hakkını ver."
Kulun bütün ömrünü nefsine düşmanlık ve ondan uzaklaşmakla geçirmesi doğru değildir; çünkü asıl maksat düşmanıyla uğraşmak değil, yüce sevgilinin sevgisiyle meşgul olmaktır. Nefisle mücâhede ve ondan uzaklaşmanın belirli bir şekli ve özel bir zamanı vardır. Nefsin, azgınlık ve Allah'a karşı cahillik hali devam ettiği sürece, onu terbiye ve takip devam eder. Nefis azgınlıktan vazgeçer, Allah'a döner, ilâhî huzura girmek için terbiyeye razı olursa onu sevmek ve kendisiyle sulh içinde olmak gerekir. Zira kazanan kimse nefsi ile kazandığı gibi, kaybeden de nefsi yüzünden kaybetmiştir.
"Biz ise yeryüzünde zayıf bırakılmış kimselere ihsanda bulunmak, onları rehber insanlar yapmak, öncekilere vâris kılmak ve kendilerine yeryüzünde hükmetme imkânı vermek istiyorduk..."
(Kasas 28/5-6).