Bahrü’l- Medîd uzunca sürede okuduğum bir tefsir oldu. Bunun çeşitli sebepleri vardı tabi ki ancak başlıca sebeplerinden birisi tefsirin işârî (tasavvufî tefsir) oluşuydu. Bu yönüyle alanındaki diğer tefsirlerden ayrılıyor ve zaman zaman okumak zor bir hal alabiliyordu. Zaten Dilaver Hoca (mütercim) eserin önsöz ve usûl kısımlarında bu durumdan sıklıkla söz etmişti.
Esasen eser Resulullah Efendimizin (s.a.s) "Muhakkak Kur'an'ın her âyetinin bir zâhiri, bir bâtını, bir haddi (sınırı) ve bir matlaı (hakikatin doğuş yeri ve Hakk'ı müşahede yeri) vardır." hadisinden yola çıkılarak kaleme alınmış. Burada: “Zahirden kasıt, ehlince Kur'an'ın manalarından anlaşılandır.
Bâtından maksat ise Allah Teâlâ’nın hakikat ehline vakıf kıldığı âyetlerdeki sırlardır. Şu halde bâtın, lafızların ruhudur.
"Had"den maksat, Kur'an'dan her âyetin, Allah Teâlâ'nın murat ettiği mana bakımından bir sonunun ve sınırının olmasıdır.” (alıntı)
Buradan hareketle işârî tefsirde Kur'an'ın birçok bakımdan tefsirini yaptıktan sonra batınî anlamına da vukûfiyet sağlama amacının yer aldığı söylenebilir. Ancak buradaki ‘batınî anlam’ Şiâ’dakinden bambaşka. Çünkü ehl-i sünnet olan işârî tefsir ehline göre zahîrî anlamı kabul etmeden bâtın hakkında yorum yapmak ne mümkün ne de câiz görülmemektedir. Bununla beraber irfânî zevk ve manevî keşifle yapılan bu tefsirleri herkesin okuyabilmesi kolay değildir. Bu açıdan bu tefsiri daha çok tasavvufa yakın olan, tasavvufî terimlere alaka kesbetmiş ve az buçuk tasavvufî yaşantısı olan insanların okuması daha yerinde olacaktır diye düşünüyorum. Aksi halde bu hallere ve alanın kavramlarına uzak olan birisi bu eseri okurken hem sıkılacak hem de bir çok yerde anlatılanları kabul etmekte zorlanacaktır. Ancak tasavvufî okumalar yapmaya alışmış ve bu ilme yakın olan kişilerin