Şimdi sen gelsen
Dağ suları gibi incecik
Kırılıp dökülen
Uçarı gülüşünle sen
-Hep öyle hayata barışık-
Çıkıp gelsen...
...
Örseli, kırgın
Lime lime yüreğimi Dinlendirsem...
Bir daha hiç mi hiç Gitmesen....
Yüreğim yalnızlıktan üşüdükçe
Bu ağır yükten bu iç çöküntüden
Üşüyüp yorgun düştükçe yüreğim
Kendime görünmez sıkıntılar büyütürüm.
Ne senin o dilsiz uzaklığın
Ne benim bu rezil gerçeğim
Bir çift kanat kesilir gövdem
Çıkar gelirim; esmerliğine senin
Günışığı giyinmiş o sıcacık tenine.
Akşam yüzüme yüzüm sulara
Bir korku gölgesi gibi vurdukça
Düşlerine sığınırım senin, aydınlık
Anılarına...
Gözlerin düşer aklıma, kirpiklerin
Saçların avuçlarıma
Alırım, tel tel sarınır
Isınır avunurum...
Yaşanmış ve yaşanmamış ne varsa sana ilişkin, dünya kadar bir yumruk olup oturuyor boğazıma. Sıcakla soğuğun aykırı yol ağzında; hevesle düş kırıklığının, bekleyişle bitişin birbirini yediği karmakarışık duygular içinde kaskatı kalıyorum.