Türkiye’de; Türk tarihinin ana hatları ile bilhassa yakın tarihin mühim simaları, aktörleri ile ilgili tenkit ve tespitte bulunan ve de çoğu zaman müşteki sıfatıyla konuşan kimseler, maalesef iyi tarif edemedikleri, bir programla takviye edemedikleri kimliklerin ardına sığınarak başka emellerin peşinde koşmaktadırlar. Şunu açıkça belirtmek gerekir ki bu şahıslar; ne liberal, ne sosyalist ne de muhafazakar anlayışla yan yana koyulabilecek kimselerdir. Fakat şunu da rahatlıkla söylemek gerekmektedir ki bu kimseler “Garp-zede” kimselerdir. Yani; moderniteye intibak edemeyen çünkü onu kendine özgü yapısı ile nesnel olarak irdeleyemeyen ve kaçınılmaz olarak gündelik pratiklerdeki travmatik dönüşümlere karşı “ahlaki-duygusal” reflekslerin boyunduruğuna giren kimselerdir. Kısaca sorun modernitedir. Binaenaleyh insanlığın yaşadığı bu büyük tarihsel dönüşümü idrak edemeyenler, kendilerine günah keçisi aramaya mahkumdurlar. Bu günah keçileri bazen Tanzimatçılar, bazen Jön Türkler ve bazen de Atatürk’tür. Ne kadar acınası değil mi? Us yok, mantık ve muhakeme yok; sadece duygular var.