Zeze geçim sıkıntısı çeken bir ailede yaşamaktadır. Annesi çalışmak zorundadır ve babası da işsizdir. Buna rağmen ailenin maddi durumu daha kötüye gitmektedir. Oturdukları evi terk edip, köy kenarında bir eve taşınmak zorunda kalırlar. Kardeşler evin bahçesindeki ağaçları paylaşırlar. Zeze’ ye ağaç kalmaz. Kenarda bulunan kendi gibi küçük ve çelimsiz bir portakal ağacını kendine arkadaş olarak kabul eder ve bu ağaca isim takıp onunla konuşmaya başlar.
Zeze, günlük tutar gibi her gün gidip ağacın yanına yaşadıklarını anlatıyor ve ağacın da onunla konuştuğuna inanıyor. Roman genelinde Zeze’ nin iç sesi olarak yansıtılan ağaç konuşmalarına da yer verilmiştir. Zeze dayak yemeye sürekli alışmış ve aile tarafından fikri hiçbir zaman sorulmuyor.
En çarpıcı bölümlerinden biri Noel sabahında yaşanan iç üzüntüsüdür. Kimseden hediye gelmemesine dair yaşanan olayda Noel babanın varlığını sorgulamaktadır.
Diğer çarpıcı bölüm babasının neden işsiz olduğunu sorgularken ve bunu ablası ile konuşurken babasının bunu duyması ve dışarı çıkması. Kitapta bu bölüm hem baba açısından hem de 5 yaşındaki küçük bir çocuk açısından hayatın ağır yükünü insana sanki okuyucu yaşıyormuş hissi ile mükemmel bir dille ifade etmektedir. Hayatın yükünü küçük yaşında göğüsleyerek ayakkabı boyacılığı yapmaya başlıyor. Bütün gün çalışıyor ve kazandığı para ile babasının gönlünü alabilmek için babasının en sevdiği sigaradan bir tane alıyor. Babasının gözleri doluyor ve böylece barışmış oluyorlar.
Zeze duygusal bir çocuk olmasına rağmen aynı zamanda da oldukça yaramaz bir çocuk. Komşunun bahçesinden çiçek çalıp öğretmenine götürmesi, eczaneden çıkan kadını korkutup bebeğinin düşmesine sebep olması gibi büyük ve suç sayılabilecek yaramazlıkları da var. Buna rağmen de düşünceli ve duygusal olması, hayatın