Yirmi üç yaşlarımın son üç dört günü…
Bir gün yorgunluğumun dineceğini zannediyordum.
Her şeyin biraz daha hafifleyeceğini, içimin susacağını…
İçimde hâlâ ‘yıkılma’ diyen bir ses var ama eskisi kadar güçlü değil.
Sanki insanın kendi sesi bile zamanla yoruluyor.
Bazı şeyler içimde kalmış,
bazılarıysa gereğinden fazla yer etmiş.
Ve yine de sabah oluyor…
İnsan hâlâ buna şaşırıyor.
Her şeye rağmen devam eden zamana.
Yirmili yaşların çabucak gelip geçtiğini anladığımda içimden "yıkılma sakın" diyordum. Şimdi kendi sesimi bile duyamıyorum. Ölüp gideceğiz diyorum. Ölüp gideceğiz.. Hiçbir şey bi filmi geri sarıp izlemek gibi değilmiş. Bir iz bile kalmayacak yıkılmaya yüz tutmuş yorgunluğumuzdan. Ve Ben 23 yaşındayım...
Ne tam umut doluyum ne tamamen bitkin. Zaman geçtikçe insanın iç sesi bile kısılıyor sanki. Her şey aceleyle yaşanıyor, hiçbir şey tam hissedilmiyor.
23, gençliğin gölgesinde duran bir sessizlik gibi Gülmek de ağlamak kadar yorgun artık.
Ama yine de sabah oluyor ve bu bile bazen teselli gibi.