Bizi ilgilendiren dönemde çukurlar ayrı ayrıydı ve valilik bir konuda çok titiz davranıyordu. Her çukurun dibinde kalın bir tabaka kireç dumanlar içinde kaynıyordu. Çukurun kenarlarında aynı kireç yığınından kabarcıklar havaya yükselip patlıyordu. Ambulansların seferleri sona erdiğinde sedyeleri peş peşe getiriyorlar, çıplak ve hafif bükülmüş bedenleri yan yana çukurun içine bırakıyorlardı; o sırada onları önce kireçle sonra toprakla sıvıyorlar, gelecek konuklara yer kalması amacıyla bu işlemi belli bir yükseklikte yapıyorlardı.