Cengiz Aytmatov'un kalemini severim. Bu hikayesini de bir çırpıda okuyuverdim. Kırgızistan'ın eski zamanlarının köy yaşamına uzanan bir hikaye.
*Spoiler içerir!
Yeni evlenmiş olan Seyde ve İsmail çıkan bir savaş yüzünden köydeki erkeklerin götürülmesi üzere ayrı düşerler. Fakat İsmail giden trenden kaçarak savaşa katılmaz ve köyüne geri döner. İsmail artık bir kaçaktır ve gizlenmek zorundadır. Seyde ise kocasını ne olursa olsun saklaması ve ona bakması gerektiğini düşünür. Bu süre içerisinde geçen zorlu yaşam şartlarını da okuyoruz. İsmail'in saklanmanın getirdiği değişimi, Seyde'nin zorluklarla mücadele çabasını izliyoruz.
Cefakar kadınlar vardır. Seyde de onlardan biri. Kadın ne bilir anlayışından süregelen. Ben sadece söyleneni yapmalıyım doğru olan budur baskısı ile yaşamaya çalışan bir kadın. Tüm bunlara göğüs germeye çalışırken kocasına bakma pahasına her gün arşınladığı yollar, bebeği ve yaşlı kayınvalidesi bir yandan hepsi Seyde'nin sorumluluğu olmuştur.
Seyde'ye kızdığım yerler de oldu ama onu anlıyorum da aslında. Ne kadar yük sırtlanırsa sırtlansın kocasının değişen tavrı kadın için beni fazlaca üzdü. Doğru ve yanlışların git gelleri arasında, cefakar kadının yaptıkları, toplumsal dayanışma ve insanın kararlarının nelerle sonuçlanacağı... Hepsi kitapta bulabileceğiniz şeyler. Ben genel olarak sevdim. Özellikle sonu; Seyde'nin artık kendi vicdanını dinlemesi beni tatmin etti.
Şimdiden okuyacaklara keyifli okumalar...