Uyurken uyanığız, uyanıkken uyuruz. Uyku sırasında çok duru görmem; ama uyanık halimi de. hiçbir zaman yeterince saf ve bulutsuz bulmam, Hatta derin uyku bazen düşleri uyutur; ama uyanık halimiz gerektiği gibi düş kurmaları dağıtacak noktada hiçbir zaman uyanmış değildir. Bunlar uyanık halin düşleri olup, düşlerin kendilerinden çok daha beterdir.
Ruhun duyuların güçlerini kendine çektiği ve saptırdığı söylenebilir. O kadar ki, insan dışında olduğu gibi içinde de acizlik ve yalanla doludur. Hayatımızı bir düşle karşılaştıran kişiler, belki de düşünmedikleri kadar haklı çıktılar. Düş gördüğümüz zaman ruhumuz, görüyor, hareket ediyor, uyanık olduğumuz zamanda ne az ne de çok olarak bütün yetilerini çalıştırıyor; ama bununla birlikte daha yavaş ve karanlık bir biçimde. Fark zifiri karanlıkla çiğ aydınlık arasındaki kadar değilse de, loş bir gecedeki gibidir; orada uyur, burada uyuklar. Aşağı yukarı, ama bunlar her zaman muğlak, derin ve sürekli karanlıklardır.
Sonuç olarak, duyuların algılamaları her zaman gerçektir. Eğer akıl, yakından kare şeklinde görünen bir nesnenin uzaktan bakıldığı zaman niçin yuvarlak göründüğünü açıklayamıyorsa, aklımızın güçsüzlüğü içinde her iki olayı da yanlış açıklamak, gerçeklerin ellerimizden kaçmasına izin vermek daha iyidir. Aksi halde birinci inanışı çiğner, hayatımızın ve kurtuluşumuzun dayandığı temelleri sarsarız. Eğer duyularımıza güvenmezsek, kaçınılması gereken tehlikelerden ve uçurumlardan sakınmazsak yalnızca aklımız tümüyle çökmekle kalmaz, hayatımız da yok olur.
En saf, en kusursuz olsa da en açık metinde, kaç tane yanlışlık ve yalan ortaya çıkmaz? Hangi mezhep sapkınlığı doğmak ve hayatta kalmak için orada yeterince dayanak ve kanıt bulmamıştır?
Kulaklarımızı deldiriyoruz; Yunanlılar buna bir kölelik belirtisi gözüyle bakarlardı. Karılarımızla sevişmek için gizleniriz; Kızılderiler bunu herkesin gözü önünde yapar. İskitler yabancıları
tapınaklarının içinde kurban ederdi; oysa tapınaklar başka yerlerde sığınma evleridir.