Burada saçma konuşmadan kaçınmak kadar, kötü arkadaşlıktan kaçınmanın da önemli olduğunu söylemeliyim. Kötü arkadaşlık derken yalnız kötü niyetli, yıkıcı kişileri kastetmiyorum; kişi onlardan çevrelerini zehirledikleri ve can sıkıcı oldukları için kaçınmalıdır. Aynı zamanda kişi, bedenleri canlı olduğu halde ruhları ölü olan, düşünce ve konuşmaları sıkıcı olan, konuşacağı yerde gevezelik eden, düşüneceği yerde kalıplaşmış fikirlerden söz eden zombilerin arkadaşlığından da kaçınmalıdır. Ancak böyle kişilerin arkadaşlığından kaçınmak her zaman olası değildir, bazen gerekli bile değildir. Eğer kişi beklenen tepkiyi göstermez, yani kalıplar ve saçmalıklarla onları umdukları gibi yanıtlamaz, açık ve insanca davranırsa, böyle kişilerin beklemedikleri şeyin yarattığı şaşkınlığın yardımıyla davranışlarını değiştirdiklerini görür.
Çağdaş insan işlerini hızla yapmazsa bir şey -zaman- yitirdiği kanısındadır, fakat kazandığında o zamanla ne yapacağını bilemez, o zamanı öldürmekten başka yolu yoktur.
İnsanlar, tüm koşullarda acıdan ve üzüntüden sakınmayı âdet haline getirmişlerdir, bu bağlamda sevgi tüm çatışmaların son bulması anlamını kazanmıştır. Kendilerine, bu düşünceye inanmak için iyi bir gerekçe de bulurlar, çevrelerindeki çatışmalar taraflara hiçbir yarar sağlamaz. Bunun nedeni aralarındaki "çatışma"nın aslında gerçek çatışmadan sakınmaktan başka bir şey olmamasıdır. Bu çatışmalar yapıları gereği çözülemeyen, açıklanamayan, küçük uyuşmazlıklardır. Bir şeyi örtbas etmek ya da suçu üstünden atmak için çıkarılmamış olan iki insan arasındaki gerçek çatışmalar, ait oldukları içsel gerçeğin derinliklerinde yaşarlar ve yıkıcı olmazlar.
Böylesi çatışmalar her şeyin açıklanmasını içerir ve sonunda her iki insan da daha bilgili ve güçlü çıkacağı bir arınmadan geçmiş olur.
Sık sık rastlanan "büyük aşk" diye anlatılan (ve çoğunlukla film ve romanlara konu olan) bir yalancı sevgi biçimi de putlaştırıcı sevgidir. Eğer kişi kendi güçlerinin üretici bir biçimde dışarı taşmasıyla bir özdeşlik, bir Ben'lik duyacak düzeye gelmemişse, sevdiği kişiyi "putlaştırmak" ister. Kendi güçlerine yabancılaşmıştır, onları sevdiği kişide arar, ona tapar, onu tüm mutluluğun, ışığın, sevginin kaynağı olarak görür. Bu süreçte kendini tüm güçlerinden yoksun bırakır, sevdiği kişide kendisini bulacağı yerde onda kendini yitirir. Hiçbir put kendisine tapan kişiye kendinden beklenenleri veremeyeceği için geçen zamanla birlikte düş kırıklıkları başlar ve çare olarak yeni bir put aranmaya başlanır. Bu tür putlaştırıcı sevgide özellik, sevginin birden doğması ve ilk anlarında çok şiddetli olmasıdır. Putlaştırıcı sevgiler gerçek büyük sevgilermiş gibi tanımlanırlar, oysa bir yandan sevginin yoğunluk ve şiddetinin derinliğini ifade ederken diğer yandan puta tapanın açlığını ve umutsuzluğunu gösterir. İki kişinin birbirine karşılıklı tapmalarının ender görülen bir şey olmadığını söylemeye gerek yok. Bazı hallerde bu tutum uç noktaya vararak bir folie à deux, iki kişilik çılgınlık halini alır.