Eğer kişi sadece bir tek insanı sever ve onun dışında tüm çevresine kaygısız kalırsa, onun sevgisi sevgi değildir; ya alabildiğine bir bencilliktir ya da ortak yaşam birliğidir.
Hâlâ insanların çoğu sevginin yetiyle değil, nesneyle oluştuğuna inanır. Gerçekte bunlar "sevdikleri" kişiden başka hiç kimseyi sevmemelerini, sevgilerinin yüceliğinin kanıtı olduğunu sanırlar. Bu, yukarıda sözünü ettiğimiz yanlışın bir eşidir. Çünkü kişi burada sevginin bir eylem, bir ruhsal güç olduğunu göremez, sadece tüm gerekli olan şeyin doğru nesneyi bulmak olduğuna inanır. Her şey buna bağlı olarak kendiliğinden oluverecektir. Bu tutum resim yapmak isteyen fakat sanatı öğrenmek yerine en uygun nesneyi beklediğini, onu bulduğu zaman son derece güzel bir resmini yapacağını söyleyen kişinin tutumuyla aynıdır.
Koşulsuz sevgi sadece çocukların değil, tüm insanların en derin özlemidir. Diğer yanda ise, kişinin değerlerinden dolayı hak ettiği için sevilmesi her zaman yerini kuşkuya bırakır: Belki beni sevmesini istediğim kişiyi memnun edememekteyim, belki şu, belki bu oluyor. Burada sevginin her an bitivereceği korkusu vardır. Daha da öte "hak edilmiş" sevgi yerini kolayca kişinin o olduğu, kendisi olduğu için sevilmediği, sadece hoşa gittiği için sevildiği, son çözümlemede kişinin sevilmeyip kullanıldığı yargılarıyla acı bir duyguya bırakır. İster büyük ister küçük olalım, hepimiz kuşkusuz ana sevgisine tutunmanın özlemi içindeyiz.
Hemen hemen her cümlesiyle doyuma ulaştığım bir kitap olduğu doğrudur. Post itlerden bazıları ‘bu kısmı bir kez daha okumalıyım ama alt satırı da kaçırmamalıyım.’ düşüncesiyle alelacele takılmıştır.
Yavaş yavaş sindirerek okuduğum Sevme Sanatı ’nı yıl bitmeden bitirmek dileğiyle…
Kitaptan sevdiğim bir alıntı;
“Sevgi, sevgi üreten bir güçtür.”
Erich FrommSevme Sanatı