Hayatımda ilk kez Rusya’daydım ve tuhaf ama hiçbir şey bana yabancı gelmiyordu. Hafif hüzünlü görünen o uçsuz bucaksız bozkırlar, küçük kulübeleri olan kasabalar ve soğan kubbeleriyle küçük kentler, yarı köylü, yarı peygamber görünümlü ve dostça bir gülümsemeyle bizi selamlayan uzun sakallı erkekler, kwas, yumurta ve salatalık satan renkli başörtülü, beyaz giysili kadınlar garip bir şekilde tanıdık geliyordu bana. Neden bütün bunları tanıyordum? Yalnızca “halkın” yaşamını olağanüstü gerçekçi bir biçimde gözler önüne seren Rus edebiyatının ustaları Tolstoy, Dostoyevski, Aksakov ve Gorki sayesinde.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir insanın hayatında varlığının önemli bir dönemini teşkil edebilen on yılın, bir ulusun hayatında göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir süre olduğunu fark ettim yeniden.
Bugün yeniden başlayabilseydim, eserlerimi başka bir ad altında, takma bir adla yayınlatarak her iki mutlu durumu, edebiyattaki başarımın ve kişiliğimin gizli kalmasının keyfini çıkarırdım; çünkü zaten çekici ve sürprizlerle dolu olan hayatı iki “Ben”le yaşamaktan daha güzel ne olabilir ki?
Normal koşullarda bir insanın adı, insanın taşıdığı bir şeydir, tıpkı bir puroyu saran kılıf gibi: onu tanımlayan bir markadır, gerçek özneyle, asıl “Ben”le gevşek bir şekilde bağlı olan, dışta kalan, neredeyse önemsiz bir nesnedir. Bir başarı durumunda bu ad da başarıyla birlikte büyür. Onu taşıyan insandan kopar ve kendisi bir güç, bir kuvvet, kendine has bir nesne, ticari bir ürün, bir sermaye olur ve içten içe onu taşıyan insanı etkilemeye, kumanda etmeye ve dönüştürmeye başlar.
Anlayacağınız bazen kitaplarımdaki sürükleyici anlatım sık sık övülüyorsa, bu özellik heyecanlı doğamdan ya da içten gelen coşkumdan gelmez, aksine bunun nedeni, gereksiz duraklamaların ve çatlak seslerin sürekli olarak atılmasında izlediğim sistematik yöntemdir ve eğer ben, sanatın herhangi bir türünün bilincindeysem, bu vazgeçebilme sanatıdır, çünkü ben hiç üzülmeden bin sayfalık bir kitabın sekiz yüz sayfasını atıp geriye sadece süzgeçten geçmiş iki yüz sayfasını bırakabilirim.