Kendi kendine kalmayı seven, kitaplardan başka dost ve sevgili olmadığına inanan, çocukları, çiçekleri, türküleri ve kuşları seven insanlardan bir insan. Sade vatandaş. Okudukça cahilliğini gören bir okur.
Aklımı yargıç olarak ortaya koymak istemem, ona güvenim yok! Yüreğime de güvenemiyorum. Biri her şeyi mahkum eder, öteki her şeyi bağışlar... Ortasını nasıl bulayım.
"Yazıların ne olduğunu fark ettiniz mi? Birbirinizi seviniz. Bu sözü, kuru bir ağaca söylesen çiçek açar, insana söylüyorsun, açmıyor. Hepimiz cehenneme gideceğiz!"
Yazık sana, yazık sana zavallı; seni kendi beynin yi-yecek, seni kendi benliğin yiyecek. Senin savunduğun ve kurtarmak istediğin Başmelek Eosphorus'un' [1. Kilise dilinde şeytanların reisi; aynı zamanda Sabah Yıldızı'nın da adıdır. (Ç.N.)] ne zaman cehenneme yuvarlandığını biliyor musun? Tanrı'ya dönüp de, 'Ben' dediği zaman... Evet evet, dinle delikanlı ve kafana iyice sok: BEN'e lanet olsun!"
İnatla kafamı salladım.
"İnsan, bu BEN'le hayvandan ayrıldı. Başlangıçta her şey Tanrı'yla birdi, onun oturduğu zirvede birlikte mutluydular. Ben, sen ve o yoktu; senin ve benim diye bir şey yoktu; iki yok, bir vardı. BİR, BİR olan şey. Duyduğun cennet budur, başkası değil; biz oradan hareket ettik, ruh orayı hatırlayıp oraya dönmek istiyor; ölüm kutsaldır! Ölüm nedir sanıyorsun? Bir katır... biz sırtına atlayıp gidiyoruz."
Bir tek yol var!"
"Adı ne?"
"Yokuş, bir basamak çıkacaksın, doymuşluktan açlığa, su içmişlikten susuzluğa, sevinçten acıya. Açlığın, susuzluğun ve acının zirvesinde Tanrı oturuyor. Rahat bir yaşamın tepesinde de şeytan var. Seçmesi senden!"
"Henüz gencim, yeryüzünü anlamak için zamanım var."
Çileci beş kemikten ibaret olan elini uzattı, dizime dokunup beni dürttü:
"Uyan oğlum! Ölüm seni uyandırmadan uyan!" Urperdim.
Cesaret bulmak için tekrar, "Gencim!" dedim.
"Ölüm gençleri sever; cehennem gençleri sever; ha-yat yanan küçük bir mumdur, kolay söner, aklını başına topla, uyan!"
"Sarı sakallı olanı, "Yalancı dünyadan ve onun hazlarından vazgeçiniz," dedi.
Biz konuşmadık, bu kez kara sakallı kızdı:
"Niye bize öyle bakıp hayret ediyorsunuz? İbadet, etten de besleyicidir."