Tuğba

Tuğba
@__gocebe__
Kendi kendine kalmayı seven, kitaplardan başka dost ve sevgili olmadığına inanan, çocukları, çiçekleri, türküleri ve kuşları seven insanlardan bir insan. Sade vatandaş. Okudukça cahilliğini gören bir okur.
"Peder Akakios bütün gün Aziz Antonus'un resmini yapıyordu; şimdi de, dizle-rinde oturan şişman, siyah bir kediyi okşayarak Aziz Antonius'tan dinlene dinlene söz ediyor. Bir gün bir kız gelip ona şöyle demiş: "Tanrı'nın bütün öğütlerini yerine getirdim; Tanrı'dan umudum var, cennetin kapılarını bana açacaktır." Aziz Antonius sormuş: "Fakirliğin zenginlik oldu mu?" "Hayır peder!" "Namussuzluğun namus oldu mu?" "Hayır peder." "Düşmanların dost?" "Hayır peder." "Eh, öyleyse git, çalış; çünkü hiçbir şeyin yok!"
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2024 27. kitabı
BİR GURBET(Çİ) KİTABI: KIRLANGIÇ AĞIRLIĞINDA “Gurbet ve gurbetçi” konulu anlatılara çarpıcı öyküleriyle imza atan Fatma Türk’ün Kırlangıç Ağırlığında adlı son kitabı Şule Yayınları vasıtasıyla öyküseverlerle buluştu. “Arnavut Kaldırımları Yıkılsın, Kırlangıç Ağırlığında, Kanatlarımın Doğuşu, Kötü Çocuk, Beni Görünür Yapıyor Bu Şehir, Kopuntu, İnce Doğranmış Yuvarlak Dilimli Patatesler, Kesik Parmak, Yumurta Büyüsü, Tercih Meselesi, Kocakarı Karnavalı, Kesişmeyen Çizgiler, Festival Çocuğu, İstikbalsiz Arılar, Kutsallar, Kardinaller ve biz” başlıklı on beş öykü yer alıyor kitapta. Kitabını “eşime, oğullarıma, kırlangıçlara...” ithaf ettiğini belirten yazar bir şiirle karşılıyor okuyucuları. Yazar, ilk sekiz öyküde genel olarak “ilk gençlik yıllarının huzursuz günlerinin” izlerini sürüyor. Diğer yedi öyküde ise artık yabancı memleketlerin yabancılığının da kabullenildiğinin anlatıldığı öyküler okuyoruz. Gurbetin annesizliği, annesizliğin gurbeti olarak ifade edebileceğim öykülerden ilki “Arnavut Kaldırımları Yıkılsın”. Vize verilmediği için gelemeyen annenin olmadığı, muhiti pek de iyi olmayan, okula yakın, kirası ucuz diye tutulan “banyosuz, balkonsuz, havasız iki odalı evin” verdiği iç sıkıntısını başarılı bir şekilde yansıtan yazar dil oyunları ile çarpıcı bir anlatım sergilemekte. “Makas gibi ayrılıyor sokak.” diyerek başladığı öyküsünü “hayatımı ikiye ayıran bu makastan” kaçarak geçtiğini ifade ederek bitiriyor. Kitaba da adını veren “Kırlangıç Ağırlığı”nda adlı öyküde yazar bir evde annenin varlığını ispat eden mutfak tıkırtısının, muntazam örülmüş saçların, tam tekmil hazırlanmış okul ve beslenme çantasının yokluğu ile annenin yokluğunu özdeşleştiriyor. Yazar, dilini bilmediği memleketteki ilk okul gününü anlattığı bu öyküsünde yabancı memleketlerde annesiz
Kırlangıç AğırlığındaFatma Türk · Şule Yayınları · 202421 okunma
Derviş, çevremizde gördüğümüz çiçeklerden ve defnenin kılıcı andıran yaprakları arasından ışıldadığını gördüğümüz denizden söz ediyordu. Sonra danstan söz etmeye başladı. "Raks edemeyen kimse," dedi, "ibadet edemez. Meleklerin ağzı var, sesi yoktur; Tanrı'yla raks ederek konuşurlar. Rahip sordu: "Tanrı'ya ne ad verirsiniz hoca efendi?" Derviş yanıt verdi: "Onun adı yoktur; Tanrı adlara sığmaz. Ad hapistir, Tanrı'ysa özgürdür." Rahip ısrar etti: "Ama, ona seslenmeniz gerektiğinde, yani zorunlu olduğu zaman, onu nasıl çağıracaksınız?" Derviş başını eğdi, düşündü, sonunda ağzını açtı. "Ah!" diye yanıt verdi, "Allah değil, Ah, diye çağırırım. Rahip irkildi.
Havada incir yaprağı kokusu vardı. Bir teyze küçük sepetinin üstünü örten birkaç incir yaprağını kaldırdı, içlerinden iki tane incir seçerek bana sundu. "Beni tanıyor musun teyze?" diye sordum. Şaşkınlıkla baktı: "Hayır oğlum, sana bir şey vermem için tanımam gerekli mi? İnsan değil misin? Ben de insanım, yetmez mi?"
...Ben de, kendi içimde hangi tomurcukların açacağını ve nasıl meyveler vereceğini görmeden ölmek istemiyordum. (...) Çünkü zamanın, ağaçları aldatan bir rüzgâr olduğundan ve merhametsizce ruhları söküp götürüşünden korkuyordum.